Dünyâ, geçici bir gölge gibidir. Nîmetleri zehirli, safâları ise kederlidir. Bedenleri yıpratır, emelleri arttırır. Dünyânın nîmetleri geçici ve hâlleri de değişicidir. Bu sebeple Peygamber efendimiz; (Dünyâ, geçilecek bir köprü gibidir. Bu köprüyü tamîr etmekle uğraşmayın, hemen geçip gidin!) buyurmuşlardır. Bir gün hazret-i Ömer, sevdiklerine hitaben; "Vallahi biz dünyâ zevklerine rağbet etmeyiz. İstesek bir hayvan kestirir, ekmek ve kuru üzümden şıra yaptırır yer, içeriz. Fakat, biz bu nîmet ve güzellikleri öbür dünyâya bırakmak istiyoruz..." buyurmuştur. Ölümden önce olan her şeye dünyâ denir. Bunlardan, ölümden sonra faydası olanlar, dünyâdan sayılmaz, âhiretten sayılırlar. Çünkü dünyâ, âhiret için tarladır. Âhirete yaramayan dünyâlıklar, zararlıdır. Harâmlar, günâhlar ve mubâhların fazlası böyledir. Hadis-i şerifte; (Dünyâ sizin için yaratıldı. Siz de âhiret için yaratıldınız! Âhirette ise, Cennetten ve Cehennem ateşinden başka yer yoktur) buyuruldu. DÜN, BUGÜN VE YARIN!.." Bir gün Ömer bin Abdülazîz hazretleri cemâate hitâben buyurur ki: "Ey insanlar! Sizler, ölüm için hedefler durumundasınız. Ölüm sizden dilediğini seçer. Size yeni bir nîmet verildiği zaman, önceki nîmet orada sona erer. Ağza bir lokma alınmasın, bir yudum su içilmesin ki, onunla berâber bir keder ve bir üzüntü olmasın. Dün geçti. O, sizin hakkınızda iyi bir şâhittir. Bugün mühim bir emânettir. Onun kıymetini bilmek ve iyi değerlendirmek lâzımdır. Yârın, içinde hâdiselerle berâber gelmektedir. Sizi almak için gelen ölümün elinden kaçış nereye olacak. Sizler şu dünyâda, eşyâlarını bineklerine yüklemiş, yolcularsınız. Yüklerinizi, buradan başka bir âlemde çözeceksiniz. Sizler, şu dünyâda sizden önce gelenlerin yerine geçtiniz. Fakat siz de yerinizi, sizden sonra gelenlere vereceksiniz. Sizin aslınız ve dünyâya gelmenize vesile olanlar kalmadı. Sizler, onlardan dünyâya gelen kimseler olarak, nasıl bâkî, devamlı kalabilirsiniz. Sizler de bu dünyâdan göçeceksiniz." Dünyâ hayâtı geçicidir. Bu birkaç günlük hayâtı ganîmet bilmeli ve cenâb-ı Hakkın rızâsını kazanmaya çalışmalıdır. Dünyânın, geçici ve helâk edici olan nîmetlerine meyletmemelidir. Sonsuz ve devâmlı olan nîmetleri ve Allahü teâlânın rızâsını kazanmalıdır. Fudayl bin İyâd hazretleri, insanlara dünyânın ve nîmetlerinin geçici, değersiz, âhiretin ise kalıcı ve paha biçilmez olduğunu anlatır ve buyururdu ki: "Dünyânın tamâmı altından olsaydı, yine yok olurdu. Âhiret ise, çanak-çömlek gibi topraktan olsaydı, yine bâkî olurdu. Akıllı kimse, geçici olan dünyâyı, altın da olsa reddeder. Bâkî olan âhireti, çanak çömlek gibi topraktan da olsa kabûl eder. İşin aslı, âhiret bâkî ve altın gibi kıymetlidir. Dünyâ ise, fâni ve çanak-çömlek gibi kıymetsizdir." Âhiretteki sonsuz nîmetlerin güzelliğini anlayan, dünyânın çirkinliğini ve kötülüğünü gören, âhiretin ebedî, dünyânın ise geçip tükenici olduğunu bilenler, bu geçici nîmetlere dönüp bakmazlar. Âhiretin büyüklüğünü anlayan, dünyâya hiç kıymet vermez. Çünkü, dünyâ ile âhiret birbirinin zıddıdır. Birini sevindiren, ötekini incitir. Dünyâya kıymet veren, âhireti gücendirir. Dünyâyı beğenmeyen de, âhirete kıymet vermiş olur. Her ikisine birden kıymet vermek veyâ her ikisini aşağılamak olamaz. İki zıt şey bir araya getirilemez. Zira ateş ile su bir arada bulundurulamaz. DÜNYA NİMETLERİ GEÇİCİDİR Netice olarak dünyâ, âşıklarına mihnet, lezzetlerine aldanmayanlara nîmet, ibâdet edenlere kazanç, ibret alanlara hikmet ve onu tanıyanlara selâmet yeridir. Ana rahmine nisbetle Cennet, âhirete nisbetle de çöplük gibidir. Dünyâ nîmetlerinin hepsi geçicidir, elde kalmaz. Molla Abdurrahmân Câmî hazretlerinin buyurduğu gibi: "Akıllılar, ölümle sona eren her nîmeti, nîmetten saymazlar. Ömür, ne kadar uzun olursa olsun ölüm yüz gösterince, o uzunluğun ne faydası olur? Nîmetin değeri, sonsuz olmasında ve yok olmak tehlikesinden uzak bulunmasındadır."