Peygamber efendimizin Eshâbını yani ilk Müslümanların hepsini büyük bilmemiz ve hepsini hürmetle, iyilikle söylememiz lâzımdır. Bu büyüklerden hiçbirini fenâ bilmemeli, kötü sanmamalıyız! Onların birbirleri ile olan muhârebelerini, başkalarının sulhlarından daha iyi bilmelidir. Kurtuluş yolu budur. Çünkü Eshâb-ı kirâmı sevmek, Peygamber efendimizi sevmekten ileri gelir. Onlara düşmanlık, Ona düşmanlık olur. Abdullah bin Abbâs hazretlerinin rivâyet ettiği hadîs-i şerifte buyuruldu ki:
(Benim Eshâbım Nûh aleyhisselâmın gemisi gibidir. Nûh aleyhisselâmın ümmetinden, Nûh aleyhisselâma îmân getirip, verdiği habere i'tikâd edip, emrine uyup gemiye binen, dünyâda tûfan azâbından, âhırette, Cehennem azâbından ve mahrum kalmaktan emîn oldu. Her kim ki, Nûh aleyhisselâma îmân getirmedi ve i'tikâd ile emrine uymayıp, gemiye girmedi, dünyâda tûfandan boğulmaya mübtelâ olup ve âhırette mahrûmluğa, hicrâna ve azâba düçâr oldu, yakalandı. Böylece, benim ümmetimden her kim ki, eshâbıma muhabbet ederse, dünyâda bid'at ve dalâlet deryâsına gark olmaktan halâs olur, kurtulur. Âhırette, ayrılık, mahrûmluk, hicrân azâbından selâmet bulur. Ümmetimden bir kimse, eshâbıma muhabbet etmeyip, benim eshâbım hakkında söylediğim habere i'tikâd etmeyip, eshâbıma buğuz, düşmanlık etse, dünyâda hâricî ve râfizî yolunu tutmuş, bid'at ve dalâlet tûfanında gark olmuştur, boğulmuştur. Âhırette hüsrân, nedâmet, pişmanlık ve hicrân acısına gömülüp, artık, kurtuluş ümîdi kalmaz.)
Abdurrahmân ibni Avf hazretlerinin rivâyet ettiği hadîs-i şerifte de şöyle buyuruldu:
(Ben yakında ölürüm, siz de ölürsünüz. Kıyâmet günü amellerinizden size suâl olunur. Size oğul, baba ve dede fayda vermez. Ancak selîm kalb ile Allahü teâlânın huzûruna gelen kurtulur. Günâhı olanlara kıyâmet gününde şefâat etmemi ihsân, ikrâm etmişlerdir. Benim şefâatim, benim eshâbıma kötü söyleyenlere, dil uzatanlara harâm olur.)
Ahzâb sûresinin, 57. âyetinde meâlen;
(Allahü teâlâya ve Onun Peygamberine eziyyet edenlere dünyâda ve âhırette la'net olsun!) buyuruldu.
Eshâb-ı kirâmdan Nu'mân radıyallahü anhın rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâya Mi'râcda, şöyle arz ettim.
-Yâ Rabbî, benden sonra eshâbım kendi aralarında ihtilâf ederler, ayrılığa düşerler. Sen o ihtilâf edenlere ne yaparsın. O kimselerden bâzısı diğerinin sözünü tutar, bâzısı da bir başkasının sözünü tutar. Allahü teâlâ buyurdu ki:
-Ey benim habîbim! Senin Eshâbın benim katımda yıldızlar gibidir. Bâzısı bâzısından nûrludur. Aralarında olan ihtilâflardan, ayrılıklardan dolayı onları affederim. Her kimse ki, onlardan birisinin sözüyle ve fetvâsıyla amel eder ve bir yola giderse, hidâyet üzeredir. O yolu hidâyet ile süslemişim.)
Netice olarak, Peygamber efendimizin bir hadîs-i şerîflerinde buyurdukları gibi:
(Eshâbımı söylerken, Allahtan korkunuz. Eshâbım söylenirken, Onlara saygısızlık yapmamak için, Allahtan korkunuz! Benden sonra, Onlara kötü gözle bakmayınız. Onları seven, beni sevdiği için sever. Onlara düşman olan, bana düşmanlık etmiş olur.)