Pey­gam­be­rin üm­me­ti­ni sev­me­si

A -
A +

Bir ba­ba oğ­lu­nu sev­di­ği gi­bi, bir Pey­gam­ber de üm­me­ti­ni, ba­ba­nın ev­lâ­dı­nı sev­me­sin­den da­ha çok se­ver, ka­yı­rır ve ko­rur. Ba­ba­nın oğ­lu­na olan sev­gi­si, gö­rü­nür, tu­tu­lur bir şey de­ğil­dir. An­cak ba­ba­nın bu sev­gi­si, oğ­lu­na kar­şı olan mu­âme­le­sin­den, hâl­le­rin­den, söz­le­rin­den an­la­şı­lır. Ak­lı ba­şın­da olan in­sâf­lı bir kim­se de, Re­sû­lul­lah efen­di­mi­zin söz­le­ri­ne dik­kat eder­se, in­san­la­rı ir­şâd için uğ­raş­ma­la­rı­nı, her­ke­sin hak­kı­nı ko­ru­mak­ta­ki ti­tiz­li­ği­ni, gü­zel ah­lâ­kı yer­leş­tir­mek için mer­ha­met ve şef­kat­le ça­lış­ma­la­rı­nı bil­di­ren ha­ber­le­ri in­ce­ler­se, Onun üm­me­ti­ne olan mer­ha­me­ti­nin, sev­gi­si­nin, ba­ba­nın oğ­lu­na olan­dan kat kat da­ha faz­la ol­du­ğu­nu açık­ça gö­rür ve iyi an­lar. Pey­gam­ber efen­di­miz, üm­me­ti­ne o ka­dar şef­kat­li, o ka­dar mer­ha­met­li­dir ki, ana-ba­ba­nın ev­lat­tan, ev­la­dın ana-ba­ba­dan ka­ça­ca­ğı mah­şer gü­nün­de, üm­me­ti­ne sa­hip çı­ka­cak ve şe­fâ­at­le­ri ile on­la­rı ateş­ten kur­ta­ra­cak­tır. Ni­te­kim Re­sû­lul­lah efen­di­miz; (Üm­me­ti­min bü­yük gü­nâ­hı olan­la­rı­na şe­fâ­at ede­ce­ğim) bu­yur­muş­tur. "RAB­Bİ­Mİ­ZİN GA­ZA­BI­NI SÖN­DÜR­MEK İÇİN!.." İmâm-ı Rab­bâ­nî haz­ret­le­ri bu­yu­ru­yor ki: "Rab­bi­mi­zin ga­za­bı­nı, in­ti­kâ­mı­nı sön­dür­mek için Lâ ilâ­he il­lal­lah gü­zel ke­li­me­sin­den da­hâ fay­da­lı bir şey yok­tur. Bu gü­zel ke­li­me, Ce­hen­ne­me gö­tü­ren ga­za­bı sön­dü­rün­ce, da­hâ kü­çük olan baş­ka ga­zab­la­rı­nı el­bet­te sön­dü­rür. Bu gü­zel ke­li­me­ye ina­na­rak, kal­bin­de zer­re ka­dar îmân hâ­sıl eden kim­se, kâ­fir­le­rin âdet­le­ri­ni ve şirk pis­lik­le­ri­ni ya­par­sa, bu gü­zel ke­li­me­nin şe­fâ­ati sâ­ye­sin­de Ce­hen­nem­den çı­ka­rı­lır. Bu­nun gi­bi, bu üm­me­tin bü­yük gü­nâh­la­rı­na şe­fâ­at edip azâb­dan kur­ta­ra­cak en kuv­vet­li yar­dım­cı, Mu­ham­med aley­his­se­lâm­dır. Bu gü­zel ke­li­me ve Pey­gam­ber­le­rin so­nun­cu­su gi­bi bir şe­fâ­at­ci ol­ma­say­dı, bu üm­me­tin gü­nâh­la­rı, ken­di­le­ri­ni he­lâk eder­di. Bu üm­me­tin gü­nâh­la­rı çok­tur, Al­la­hü te­âlâ­nın da mağ­fi­re­ti son­suz­dur. Al­la­hü teâ­lâ, bu üm­me­te af ve mağ­fi­re­ti­ni o ka­dar sa­ça­cak ki, geç­miş üm­met­ler­den hiç­bi­ri­ne böy­le mer­ha­met et­ti­ği bi­lin­mi­yor. Dok­san­do­kuz rah­me­ti­ni, san­ki bu gü­nâh­kâr üm­met için ayır­mış­tır. İk­râm, ih­sân, ka­bâ­hat­li­ler, gü­nâh­lı­lar için­dir. Ku­sûr ve ka­bâ­ha­ti çok olan bu üm­met ka­dar af ve mağ­fi­re­te uğ­ra­ya­cak hiç­bir şey yok­tur. Bu­nun için, bu üm­met, üm­met­le­rin en ha­yır­lı­sı ol­du. Bun­la­rın şe­fâ­at edi­ci­si olan bu gü­zel ke­li­me, ke­li­me­le­rin en kıy­met­li­si ol­du. Bun­la­rın şe­fâ­at­ci­le­ri olan Pey­gam­ber­le­ri, Pey­gam­ber­le­rin en üs­tü­nü ol­du. Bü­tün in­san­lı­ğın sey­yi­di, en üs­tü­nü olan, böy­le bir Pey­gam­be­re ina­nan, Onun yo­lun­da gi­den kim­se, el­bet­te üm­met­le­rin en iyi­si olur. Âl-i İm­rân sû­re­si­nin, (Siz üm­met­le­rin, din sâ­hip­le­ri­nin en ha­yır­lı­sı, en iyi­si­si­niz!) meâ­lin­de­ki 110. âye­ti bun­la­ra müj­de­dir. Ona inan­ma­yan, in­san­la­rın en kö­tü­sü­dür. Onun dî­ni­ne ina­nan, Ona üm­met ola­nın, az bir iyi­li­ği­ne kat kat se­vâb ve­ri­lir. Kı­yâ­met gü­nü, kur­tu­lan­lar­dan ol­mak is­ti­yor­sa­nız, Al­la­hü te­âlâ­nın râ­zı ol­du­ğu, be­ğen­di­ği iyi iş­le­ri ya­pı­nız! Reû­lul­lah efen­di­mi­zin yo­lu­na sa­rı­lı­nız! Siz, Mu­ham­med aley­his­se­lâ­mın üm­me­ti­si­niz. Üm­met­le­rin en iyi­si olan üm­met­ten­si­niz. Öm­rü­nü­zü oyun ve eğ­len­ce ile zi­yân et­me­yi­niz!.." "RA­ZI OLUN­CA­YA KA­DAR... Kur'ân-ı ke­rîm­de, Pey­gam­ber efen­di­mi­ze hi­ta­ben, Du­hâ sû­re­si­nin 5. âyet-i ke­rî­me­sin­de meâ­len; (Sa­na, râ­zı olun­ca­ya ka­dar, her di­le­di­ği­ni ve­re­ce­ğim) bu­yu­rul­mak­ta­dır. Bu âyet-i ke­rî­me­de Al­la­hü teâ­lâ, Pey­gam­ber efen­di­mi­ze bü­tün ilim­le­ri, bü­tün üs­tün­lük­le­ri, düş­mân­la­rı­na kar­şı za­fer­ler ve kı­yâ­met gü­nün­de her tür­lü şe­fâ­ati ih­sân ede­ce­ği­ni va­det­mek­te­dir. Bu âyet-i ke­rî­me nâ­zil ol­du­ğu za­mân, Pey­gam­ber efen­di­miz, Ceb­râ­îl aley­his­se­lâ­ma ba­ka­rak; (Üm­me­tim­den bi­ri­nin Ce­hen­nem­de kal­ma­sı­na râ­zı ol­mam) bu­yur­muş­tur. Ne­ti­ce ola­rak Pey­gam­ber efen­di­miz, üm­me­ti­ne, bir ba­ba­nın ev­la­dı­na olan mer­ha­me­tin­den da­ha çok şef­kat­li, mer­ha­met­li ol­du­ğu için, on­la­rın bü­tün sı­kın­tı­la­rı­na kat­lan­mış, dün­ya­da ve âhi­ret­te ra­hat et­me­le­ri için lâ­zım olan emir ve ya­sak­la­rı teb­liğ et­miş­tir. Âhı­ret­te de şe­fâ­at ede­rek im­dat­la­rı­na ye­ti­şe­cek­tir. Pey­gam­ber efen­di­mi­zin bu­yur­du­ğu gi­bi: (Al­la­hü te­âlâ­nın rah­me­ti, be­nim üm­me­tim için­dir. Bun­la­ra âhi­ret­te azâb yok­tur.)