Dünyâda iyi, faydalı, kötü, zararlı şeyler karışık olarak yaratılmıştır. Saâdete, rahat ve huzûra kavuşmak için, hep iyi, faydalı şeyleri yapmak lâzımdır. Allahü teâlâ çok merhametli olduğu için, insanda, iyi şeyleri kötülerden ayıran bir kuvvet yaratmıştır. Bu kuvvete akıl denir. Temiz ve sağlam olan akıl, bu işini, çok iyi yapar, hiç yanılmaz. Günâh işlemek, nefse uymak, aklı ve kalbi hasta yapar. İyiyi kötüden ayıramaz. Allahü teâlâ, merhamet ederek, bu işi kendi yapmakta, iyi işleri Peygamberler vâsıtası ile bildirmekte ve bunları yapmayı emretmektedir. Zararlı şeyleri de bildirip, bunları yapmayı yasak etmekdetir. Bu emir ve yasaklara Din denir. Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği dîne de, İslâmiyet denir. BOZULMAMIŞ TEK DİN!.. Bugün, yeryüzünde, değiştirilmemiş, bozulmamış tek din vardır, o da İslâmiyettir. Rahata kavuşmak için, İslâmiyete uymak yani Müslümân olmak lâzımdır. Müslümân olmak için de, hiçbir formaliteye, imâma, müftîye gitmeye lüzûm yoktur. Önce kalb ile îmân etmeli, sonra da, İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğrenmeli ve yapmalıdır. Peygamber efendimiz ve Onun dört halifesi zamanlarında, daha sonra ve Osmanlılar döneminde, çeşitli milletlerden meydana gelen insanlar, Müslüman oldukları, İslâmiyete uydukları için, başarıları, şânları, târîhlere ün salmıştır. Zamanımızda ve gelecek zamânlarda da, büyük, küçük her millet, İslâmiyetin bildirdiği, değişmez olan güzel ahlâka sarılır, bunları uygularsa, rahata, huzûra, saâdete kavuşacaktır. İslâmiyetin bildirdiği sosyal ve ekonomik ahlâktan, hükümlerden ayrılan insanlar, milletler, sıkıntıdan, ızdıraptan, felâketten kurtulamamışlardır. Geçmiş milletlerde böyle olduğunu tarihler yazmaktadır. Gelecekte de, elbette böyle olacaktır. Zira tarih, tekerrürden ibârettir. Âl-i İmrân sûresinin 100. âyetinde meâlen; (Ey îmân edenler! Allahın dînine sarılınız. Birbirinizden ayrılmayınız!) buyurulmuştur. Tefsîr sâhipleri ve bilhassa Ebüssü'ûd Efendi hazretleri, bu âyet-i kerimeyi açıklarken; "Ehl-i kitâbın yaptıkları gibi, parçalanıp doğru îmândan ayrılmayın! Câhiliyye zamânında birbirleriniz ile dövüştüğünüz gibi bölünmeyiniz!" diye açıklamışlardır. Müslümanların doğru itikatta birleşmesi emrolundu. Doğru yolun, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği îmân olduğunu, Peygamber efendimiz haber vermiştir. Bu sebeple Müslümanların, doğru yol olan ehl-i sünnet itikadında birleşmesi, birbirlerini sevmesi lâzımdır. Müslümânların bu birliğinden ayrılan, bu âyet-i kerîmeye uymamış olur. Bu yolda birleşir, birbirimizi seversek, dünyânın en büyük, en kuvvetli milleti olur, dünyâda rahata, huzûra, âhirette de sonsuz saâdete kavuşuruz. Gayr-i müslimler, yalnız fen bilgileri üzerinde çalışıyorlar. İslâm dînini insâf ile, temiz bir vicdânla incelemiyorlar. Bunun için, fende ilerliyor, büyük endüstri kuruyorlar. Fakat, inkâr, isyân pisliğinden, harâm ve kötü işlerinin zararlarından kurtulamıyorlar. Rahata, huzûra ve saâdete kavuşamıyorlar. Fende ilerledikleri hâlde, rahat yaşayamıyorlar. Çünkü küfürden, inkâr ve harâm işlemekten, hep zarar, hep ziyân, hep fenâlık hâsıl olur. Sonu hep felâket olur. İmândan, ibâdetlerden ve güzel ahlâktan ise, dâimâ iyilik, rahatlık hâsıl olur. Müslümânlar, gayr-i müslimler gibi, fen bilgilerinde de çalışmaya, onlar gibi büyük fabrikalar kurmaya özenmelidir. Çünkü İslâmiyet bunları emretmektedir. İslâmiyet, hem fen bilgilerinde çalışmayı, hem de güzel ahlâklı olmayı, herkese iyilik yapmayı emretmektedir. SONSUZ SAÂDET İÇİN... Netice olarak Allahü teâlâ, dinleri insanlara sıkıntı vermek için değil, kalbleri ve kalblerdeki kötülükleri temizlemek için gönderdi. Kalb, kötülükler deposu olan nefse uymaz, aklı dinleyip İslâmiyete uyarsa, bütün dünyâ rahata, huzûra kavuşur. Aklın vazîfesi, İslâmiyeti öğrenmek ve bunun her yere yayılması için çalışmaktır. Kalb, hep nefse tatlı gelen şeyleri yaparsa, nefse tapmış olur. Allahü teâlâyı unutur. İslâmiyete uymak, kalbi ve bedeni kuvvetlendirir, nefsi zayıflatır ve böylece kişi, güzel ahlâk sahibi iyi bir insan olur. İyi bir insan da, dünyâda rahata, huzura, âhirette de sonsuz saâdete kavuşur...