"Râzı oluncaya kadar dilediğini vereceğim"

A -
A +

Şefâat haktır. Mahşer günü tövbesiz ölen mü'minlerin küçük ve büyük günâhlarının affedilmesi için, Peygamberler, velîler, sâlihler, melekler ve Allahü teâlânın izin verdiği kimseler, şefâat edecek ve şefâatleri kabûl edilecektir. Hadis-i şerifte; (Kıyâmet günü, evvelâ Enbiyâ, sonra Ulemâ şefâat edeceklerdir) buyuruldu. Kıyâmet günü izin verilmeden kimse, kimseye şefâat edemeyecektir. İzin alan da, râzı olduğuna şefâat edecektir. Râzı etmek için İslâmiyyete uymak lâzımdır. Bundan sonra, insanlık îcâbı kusûru bulunursa, ancak böyle kusûrlar, şefâatle affolacaktır. Allahü teâlâ, Duhâ sûresinin 5'inci âyet-i kerimesinde meâlen, Peygamber efendimize hitab ederek; (Sana, râzı oluncaya kadar, yeter deyinceye kadar her dilediğini vereceğim) buyurmaktadır. Peygamber efendimiz, bu âyet-i kerîme nâzil olduğu, indiği zaman Cebrâîl aleyhisselâma bakarak; (Ümmetimden birinin Cehennemde kalmasına râzı olmam) buyurmuştur. "EY HABÎBİM!.." Eshâb-ı kirâmdan Ebû Mûsâ-el-eş'arî hazretleri, Mescid-i Nebîde şâhit olduğu bir hâdiseyi şöyle nakletmektedir: "Biz mescidde, Resûlullah efendimizin huzûrunda oturmuştuk. Habîbullahı vahiy ağırlığı kapladı. Vahiy geldiğinde, vahyin ağırlığı üzerlerini kaplardı. Hattâ uzuvları birbirinden ayrılıyormuş ve başı yere düşecekmiş gibi olurdu. Yine böyle oldu ve sonra başını kaldırdı. Fakat arka arkaya bu hâl üç kerre daha tekrarladı. Sonra mübârek başını kaldırıp, secdeye vardı. Biz de onunla berâber secdeye vardık. Mübârek başını secdeden kaldırdı ve biz; -Yâ Resûlallah! Size gelen bu dört vahiyden bize haber verir misiniz? diye arzda bulunduk. Cevaben buyurdular ki: -Bana Cebrâîl aleyhisselâm, evvelki gelişinde dedi ki, Allahü teâlâ, sana selâm söyledi ve buyurdu ki: (Yâ Muhammed! Ümmetinin üçte birinin azâb ve hesâb görmeden Cennete girmesini mi istersin, yoksa bütün günâhkârlarına şefâat etmeyi mi istersin?) Cebrâîl aleyhisselâmın işâreti ile şefâati seçtim. Bunu size haber vermek istediğimde Cebrâîl aleyhisselâm geldi ve dedi ki: Rabbil'âlemîn sana selâm söyler ve buyurur ki: (Ey Habîbim! Ümmetinin yarısının hesâpsız ve azâpsız, Cennete girmesini mi istersin. Yoksa ümmetinin bütün günâhkârlarına şefâat etmeyi mi istersin?) Ben yine şefâati seçtim ve size haber vermek istedim. O sâat yine geldi ve dedi ki: Rabbin selâm söyledi ve buyurdu ki: (Ey Habîbim! Ümmetinin üçte ikisinin hesâp ve azâp olunmadan Cennete girmesini mi istersin. Yoksa ümmetinin bütün günâhkârlarına şefâat etmeyi mi istersin?) Ben yine bütün ümmetime şefâati seçtim ve size haber vermek istediğimde tekrar geldi ve dedi ki: Rabbin sana selâm söyler ve buyurur ki: Vedduhâ sûresi 5. ve Tâhâ sûresi 130. âyet-i kerîmesinin bir kısmını okudu. Meâli: (Yâ Muhammed! Onlar bana ve sana îmân getirseler ve beş vakit namâzı kılsalar, farzları edâ etseler ve senin sünnetini yerine getirseler, sen râzı oluncaya kadar şefâat etmene izin veririm.) Bunun üzerine Peygamber efendimiz; (Bana kâfi gelir, bana kâfi gelir!) buyurdu..." Kıyâmet günü Allahü teâlânın izni ile, iyiler, kötülere şefâat edecektir. Peygamber efendimiz; (Ümmetimden büyük günâh işleyenlere şefâat edeceğim) buyurmuştur. KIYAMET GÜNÜ!.. Bir seferinde Peygamber efendimiz; (Her Peygamberin duâsı kabûl olur. Her Peygamber, ümmeti için dünyâda duâ etti. Ben ise, kıyâmet günü ümmetime şefâat izni verilmesi için duâ ediyorum. İnşâallah duâm kabûl olacak. Müşrik olmayanların hepsine şefâat edeceğim) buyurmuşlardır. Netice olarak, ehl-i sünnet âlimleri bildiriyor ki: Kıyâmet günü, her Peygamber şefâat edecektir. Sonra sırası ile âlimler, şehîtler, sâlihler, Kur'ân-ı kerîmi tecvîd ile Allah rızâsı için okuyan hâfızlar, küçük çocuklar şefâat edeceklerdir. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi: (Kıyâmet günü şefâat edeceğim. Yâ Rabbî! Kalbinde hardal zerresi kadar îmân olanları Cennete koy diyeceğim. Bunlar Cennete girecekler. Sonra, kalbinde az bir şey olanlara, Cennete giriniz diyeceğim.)