Târîh incelenecek olursa, insanların, önlerinde bir rehber olmadan hep yanlış yollara saptıkları görülür. İnsan, aklı sâyesinde Yaratıcıyı anlamış fakat ona giden yolu bulamamıştır. Peygamberleri işitmeyenler, Yaratanı etrâflarında aramış ve kendilerine en büyük faydası olan Güneş'i, yaratıcı sanarak ona tapınmışlardır. Fırtınayı, ateşi, denizi, yanar dağları ve benzerlerini gördükçe bunları yaratıcının yardımcıları zannetmişlerdir. Her biri için semboller yapmışlar ve bundan da putlar doğmuştur. Kısacası insan, Allahü teâlâyı kendi başına bir türlü tanıyamamıştır. Bugün bile Güneş'e, ateşe tapanlar vardır ve bunlara da şaşmamalıdır. Çünkü rehbersiz, karanlıkta doğru yol bulunamaz. Kur'ân-ı kerîmde, İsrâ sûresinin 15. âyetinde meâlen; (Biz, Peygamber göndererek bildirmeden önce azâb yapıcı değiliz) buyurulmaktadır. EN BÜYÜK REHBERLER!.. Allahü teâlâ, kullarına verdiği akıl, düşünme kuvvetinin nasıl kullanılacağını onlara öğretmek, kendini onlara tanıtmak ve iyi işleri kötü, zararlı işlerden ayırmak için, dünyâya Peygamberler gönderdi. Peygamberler, insanlık sıfatları itibariyle bizim gibi insandır, yer, içer, uyur ve yorulurlar. Bizden farkları, zekâ ve muhâkeme kuvvetlerinin çok üstün olması, tertemiz ahlâklı ve Allahü teâlânın emirlerini bize teblîğ edecek bir güçte bulunmalarıdır. Bunun için Peygamberler, en büyük rehberlerdir. İslâm dînini teblîğ eden, Muhammed aleyhisselâmdır ve kitâbı da Kur'ân-ı kerîmdir. Muhammed aleyhisselâmın mübârek sözlerine Hadîs-i şerîf denir. Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfler yanında bize rehberlik eden büyük din âlimleri de vardır. Bazı kimseler; "Böyle âlimlere lüzûm var mıdır? İnsan iyi bir Müslümân olmak için İslâm dîninin kitâbı olan Kur'ân-ı kerîmi okuyarak ve hadîs-i şerîfleri inceleyerek doğru yolu bulamaz mı?" diyebilirler ve bu din rehberlerine kıymet ve ehemmiyet vermeyebilirler. Hâlbuki bu, çok yanlıştır. Zîrâ, din esâsları hakkında hiçbir bilgisi olmayan bir insan, bir rehber olmadan Kur'ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin derin manasını anlayamaz. En mükemmel sporcu bile, yüksek bir dağa çıkarken kendisine bir rehber arar. Bir büyük fabrikada mühendislerin yanında ustabaşıları ve ustalar vardır. Böyle bir fabrikaya ilk giren işçi, önce ustalarından, sonra ustabaşılarından işinin inceliğini öğrenir. Bunları öğrenmeden önce, yüksek mühendis ile temâs ederse, onun sözlerinden, hesâplarından hiçbir şey anlamaz. Çok iyi silâh kullanan bir kimse bile, kendisine verilen yeni bir silâhın nasıl kullanılacağı kendine öğretilmeden, onu doğru kullanamaz. Bunun içindir ki, din ve îmân işlerinde, Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfler yanında kendilerine mürşid-i kâmil ismi verilen büyük din âlimlerinin eserlerinden faydalanmak gerekmektedir. MÜRŞİD-İ KÂMİLLERİN EN ÜSTÜNÜ İslâm dînindeki mürşid-i kâmillerin en üstünleri, dört mezheb imâmlarıdır. Bunlar, imâm-ı a'zam Ebû Hanîfe, imâm-ı Şâfi'î, imâm-ı Mâlik ve imâm-ı Ahmed bin Hanbel hazretleridir. Bu dört imâm, İslâm dîninin dört temel direkleridir. Kur'ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin manalarını doğru olarak öğrenmek için, bunlardan birinin kitaplarını okumak lâzımdır. Bunların her birinin kitâplarını açıklayan binlerce âlim gelmiştir. Bu açıklamaları okuyan, İslâm dînini doğru olarak öğrenir. Bu kitapların hepsindeki îmân bilgileri aynıdır. Bu doğru îmâna Ehl-i Sünnet itikâdı denir. Sonradan uydurulan, bunlara uymayan bozuk, sapık inanç yollarına bid'at ve dalâlet yolları denir. Netice olarak, Allahü teâlâ, insanları rehbersiz, başıboş olarak bırakmamış, onlara, rehber olarak Peygamberler, Kitaplar göndermiştir. Ayrıca insana, bu Peygamberleri ve gönderilen kitapları anlayacak kadar da, akıl verilmiştir. İnsanı, dalâletten, kötü yoldan ilim ve âlimler kurtarır. Zira rehber olmadan doğru yola kavuşulamaz. Bunun için, Ehl-i sünnet âlimlerini ve bunların yazdığı doğru din kitâplarını arayıp, bulmak ve okumak lâzımdır.