Allahü teâlâ, her insanın ve her hayvânın rızkını ezelde takdîr etmiş, ayırmıştır.
Allahü teâlânın ni'metleri, ihsânları yani iyilikleri, her ân, insanların iyisine, kötüsüne, herkese gelmektedir. Herkese mal, evlât, rızık, hidâyet ve dahâ her iyiliği fark gözetmeksizin göndermektedir. Fark, bunları kabûlde, alabilmekte ve bazılarını da almamak sûretiyle, insanlardadır. Nahl sûresinin 33. âyetinde meâlen;
(Allahü teâlâ, kullarına zulmetmez, haksızlık etmez. Onlar, kendilerini azâba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleri ile kendilerine zulüm ve işkence ediyorlar) buyurulmuştur.
Nitekim güneş, hem çamaşır yıkayana, hem de çamaşırlara, aynı şekilde, parlamakta iken, çamaşır yıkayanın yüzünü yakıp karartır, çamaşırları ise beyazlatır. Bir hadîs-i şerîfde;
(Bir kimse, Allahü teâlâya sığınırsa, Allahü teâlâ, onun her işine yetişir. Hiç ummadığı yerden, ona rızık verir. Her kim, dünyâya güvenirse, onu dünyâda bırakır) buyuruldu.
Çalışmak, malı arttırır, fakat, rızkı arttırmaz. Rızık, maâşa, mala, çalışmaya bağlı değildir. Böyle olmakla berâber, çalışmak lâzımdır. Çünkü âdet-i ilâhiyye böyledir. Hûd sûresinin 6. âyet-i kerimesinde meâlen;
(Allahü teâlânın rızık vermediği, yer yüzünde bir mahlûk yoktur) buyurulmuştur. Bazı kimseler, Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerine gelerek;
-Efendim, biz rızkımızı arıyoruz dediklerinde;
-Nerede olduğunu biliyorsanız, orada arayınız? buyurur. Onlar;
-Allahü teâlâdan istiyoruz dediklerinde;
-Eğer sizi unutmuş sanıyorsanız, hatırlatınız! buyurur.
-Tevekkül ediyoruz, bakalım ne gönderecek? dediklerinde;
-İmtihân ederek, deneyerek tevekkül etmek, îmânda şüphe bulunmasını gösterir buyurur.
-O hâlde ne yapalım? dediklerinde;
-Emrettiği için çalışmalı, rızık için üzülmemeli, tedbirlerin arkasında koşmamalıdır. Rızık için Allahü teâlânın verdiği söze güvenmelidir. Emrine uyarak çalışanı, rızkına ulaştırır buyurur.
Netice olarak Allahü teâlâ, her insanın ve her hayvânın rızkını ezelde takdîr etmiş, ayırmıştır. İnsanların ve hayvânların ecelleri ve nefeslerinin sayısı belli olduğu gibi, her insanın bedeninin ve rûhunun rızıkları da bellidir. Rızık hiç değişmez, azalmaz ve çoğalmaz. Kimse kimsenin rızkını yiyemez. Kimse kendi rızkını yimeden, bitirmeden ölmez. Bir kimse, Allahü teâlâ emrettiği için çalışır, rızkını helâl yoldan ararsa, ezelde belli olan rızkına kavuşur. Bu rızık, ona bereketli olur, çalışmaları için de sevâp kazanır. Eğer, rızkını harâm yerlerde ararsa, yine ezelde ayrılmış olan rızka kavuşur. Bu rızık ona bereketsiz olur, kazandığı günâhlar da, onu felâketlere sürükler.