"Saâdet günlerinden sonra, kötü zaman gelecek mi?"

A -
A +
Eşi'at-ül-leme'ât kitabının, ''Fitne'' kısmında, Eshâb-ı kirâmdan hazret-i Huzeyfe'nin şöyle anlattığı nakledilmektedir:
"Resûlullah efendimize ileride hâsıl olacak fitnelerden sordum. Çünkü, bunların şerrine yakalanmaktan korkuyordum.
Zararlı şeyden sakınmak, faydalı şeye kavuşmaktan dahâ mühimdir. Fitne, insanlar arasında karışıklık, dövüş demektir. Harâm işlemenin yayılması da fitne ise de, bunu sormaya lüzûm yoktur. Çünkü harâmlar bellidir.
-Yâ Resûlallah, biz, Müslümân olmadan önce kötü kimselerdik. Allahü teâlâ, senin şerefli vücûdun ile, İslâm ni'metini, iyilikleri bizlere ihsân etti. Bu saâdet günlerinden sonra, yine kötü zamân gelecek mi? dedim.
-Evet gelecek! buyurdu.
-Bu şerden sonra, hayırlı günler yine gelir mi? dedim. Yine;
-Evet gelir. Fakat, o zamân bulanık olur buyurdu.
Yani bu zamânda, iyilik kötülükle karışık olur. Kalbler, ilk zamânlarda olduğu kadar sâf ve tertemiz olmaz. İ'tikâdların sahîh, amellerin sâlih ve idârecilerin adâletleri, birinci asırdaki gibi olmaz. Kötülükler, bid'atler, her tarafa yayılır. İyiler arasına kötüler, sünnetler arasına bid'atler karışır.
-Bulanıklık ne demektir? dedim.
-Benim sünnetime uymayan ve benim yolumu tutmayan kimselerdir. İbâdet de yaparlar. Günâh da işlerler, buyurdu: Hayır da yaparlar, şer de yaparlar. Bid'at işlerler.
-Bu hayırlı zamândan sonra, yine şer olur mu? dedim.
-Evet. Cehennemin kapılarına çağıranlar olacaktır. Onları dinleyenleri Cehenneme atacaklardır buyurdu.
-Yâ Resûlallah! Onlar nasıl kimselerdir? dedim.
-Onlar da, bizim gibi insanlardır. Bizim gibi konuşurlar, buyurdu. Yanî, Arabî konuşurlar. Âyet ve hadîs okuyarak, vaaz ve nasîhat ederler. Fakat, kalblerinde hayır ve iyilik yoktur.
-Onların zamânlarına yetişirsek, ne yapmamızı emredersin dedim.
-Müslümânların cemaatine ve hükümetine tâbi ol! buyurdu.
-Müslümân cemâ'ati ve Müslümân hükûmeti yoksa, ne yapalım? dedim.
-Bir kenâra çekil. Aralarına hiç karışma. Ölünceye kadar, yalnız yaşa! buyurdu. Bir hadîs-i şerîfte;
(Benden sonra öyle hükümetler olur ki, benim yolumdan ayrılırlar. Kalbleri şeytân yuvasıdır. Bunlara da itâ'at ediniz! Karşı gelmeyiniz! Sizi dövse de, mallarınızı alsa da karşı gelmeyiniz!) Yanî, zâlim olan, malınıza, canınıza saldıran hükûmete de isyân etmeyiniz. Fitne çıkarmayınız. Sabredip, ibâdetiniz ile meşgûl olunuz. Şehir içinde fitneden kurtulamazsanız, ormana sığınınız. Fitnecilere karışmamak için, ormana gidip, ot, yaprak yemek zorunda kalırsanız, ormanda kalınız da, fitnecilere karışmayınız!
(İyi dinleyin ve bana itâ'at edin) buyurdu.
Bu son emir, hükûmete karşı gelmemek, fitne çıkarmamak için, çok dikkatli olunuz demektir..."
Netice olarak bu hadîs-i şerîflerden ve İslâm âlimlerinin açıklamalarından anlaşılıyor ki, din adamları, devlete şekil vermek, kanûn yapmak işlerine karışmaz, siyâsetle uğraşmaz. Politikacılara âlet olmaz. Şu veyâ bu devlet şeklinin savunuculuğunu yapmaz. Ehl-i sünnet âlimleri, bu yasağa titizlikle uymuşlar, din adamlarının siyâsete karışmasının, yakıcı ateşi tutmak gibi olduğunu bildirmişlerdir.