Allahü teâlâ, rızâsına kavuşmak isteyenlere, rızâsına kavuşturan yolları gösterir. Îmân edenleri ve îmânın îcâblarını yapanları, sıkıntılardan kurtarır, huzûra, saâdete kavuşturur. Bunlar, her zamân, her işlerinde, râhat ve huzûr içinde olurlar. Bunlar, kıyâmet gününde, Allahü teâlânın sevdiği sâlih kimselerin yanında bulunurlar. Dünyâ ve âhıret saâdetine kavuşmak için biricik yol, Müslümân olmaktır. Müslümân olmak için, Allahü teâlânın var olduğuna, bir olduğuna, her şeyi gördüğüne, bildiğine, her şeyi Onun yaptığına, yarattığına ve Muhammed aleyhisselâmın Peygamber olduğuna, öldükten sonra Cennette sonsuz ni'metler, Cehennemde de sonsuz azâblar olduğuna, îmânı olanın Cennete, inkâr edenin Cehenneme gideceğine ve her ikisinin de sonsuz olduğuna inanmak lâzımdır. İNKÂR BATAKLIĞINDAKİLER!.. Dünyâ nüfûsunun çoğu, Hristiyanlar, Yahûdîler, Avrupa'daki, Amerika'daki bütün siyâset ve devlet adamları, fen adamları, öldükten sonra tekrâr dirilmeye, Cennetteki nimetlere ve Cehennemdeki sonsuz azâblara inanıyor. Bunlara inanmamak, dünyâdaki bütün ilim, fen ve siyâset adamlarına uymamak olur. İslâm dîninden, İslâmın güzel ahlâkından ve insan haklarından haberi olmayan bazı kimseler, inkâr ve isyân bataklığında, kendilerine verilen ömrü, boşa harcıyorlar, ziyân ediyorlar. Zevkleri için lâzım olan parayı, hak, hukuk, kanûn tanımadan topluyorlar. Bu taşkınlıkları, hîleleri, azgınlıkları ile hem kendilerine, hem de topluma, insanlara, canlara, ırzlara zarar veriyorlar. İnkâr, isyân ve hak, hukuk tanımaz hallerine de ilericilik gibi bir isim takıyorlar. Ayrıca aklı olan böyle yaşar diyorlar. Böyle yapmakla, Avrupalılara, Amerikalılara benziyoruz diyerek övünüyorlar. Dîni, îmânı, temiz ahlâkı olan, herkesin hakkını tanıyan, doğru, nâmûslu Müslümânlara da, gerici, yobaz gibi isim takıyorlar. Böylece de, kendilerini avutuyorlar. Bütün Avrupalılar, Amerikalılar, dinlerine bağlı oldukları için, akılsız da, yalnız bunlar mı akıllı? Felâket yolunda olduklarını, birkaç senelik zevk için, sonsuz azâblara sürüklendiklerini anlayamıyorlar. Târîhten de ibret almıyorlar. Hâlbuki İslâmiyyet, dünyâ zevklerinden hiçbirini yasak etmemiştir. Sadece, hayvanlar gibi, açıkça, azgınca, zararlı olarak yapılmasını menetmiştir. Böyle düşünenlere ve bunların tuzaklarına düşenlere, ancak acınır! Dünyâ zevklerine düşkün, gâfil, can yakan ve başkasının malına, nâmûsuna saldıranlar, İslâm dînini gençlerden saklıyorlar ise de, aklı olan bir insanın, fen, biyoloji ve astronomi bilgilerini öğrenince, dinleri inceleyerek, akla, ilme uygun olan İslâm dînini seçmesi îcâb eder. Bunu başaramayanın da, bütün dünyânın inandığı, Cehennemdeki sonsuz azâb tehlikesi karşısında, korkarak, titriyerek Müslümân olması lâzımdır. Yine de inanmazsa, akla uymamış olur. NEFİS, KÖTÜLÜK DEPOSUDUR! İnsanlarda bulunan ve kötülükler deposu olarak yaratılan nefis, insanda bulunan şehveti, gadabı aşırı çalıştırdığı için, nefse uymak insana tatlı gelir. İslâmiyete uymak ise, bu arzûları frenlediği, sınırladığı için, insana acı, zor gelmektedir. Bunun için insan, İslâmiyyete değil nefse uymak ister. Saâdete kavuşmak istemez, felâkete sürüklenmek ister. Allahü teâlânın merhameti sonsuz olduğundan, insanlarda, saâdeti felâketten, doğruyu eğriden ve faydalıyı zarârlıdan ayırabilen bir kuvvet de yaratmıştır. Bu çok kıymetli kuvvet, akıldır. Şaşmayan, yanılmayan akla, akl-ı selîm denir. Akl-ı selîm sâhibi olan kimse, nefsine değil İslâm dînine uyar. Aklı dinlemeyen kimse ise, nefsine uyar, İslâm dînine uymak istemez. Netice olarak, dünyâda rahat, huzurlu olmak, âhırette de ebedi saâdete kavuşmak için, inanmak, îmân etmek lâzımdır. İslâm dînini kabul edip, uyana, Müslümân denir. İnanmak yalnız laf ile olmaz, kalb ile olur. Kalbde îmân bulunduğunun ise, iki alâmeti vardır. Bunlar da, söz ve amel yani iştir. Dil ile inandığını söylemek, kalbi ile tasdik etmek ve bedeni ile de inandıklarını yapmak lâzımdır.