Sadece dil ile tövbe olmaz!

A -
A +

Mü'mi­nin, gü­nâh iş­le­mek­le îmâ­nı git­mez, kâ­fir ol­maz. Gü­nâ­hı çok olan bir mü'min, son ne­fe­si bo­ğa­zı­na gel­me­den töv­be eder­se, kur­tul­ma­sı çok umu­lur. Çün­kü Al­la­hü teâ­lâ, şart­la­rı­na uy­gun ya­pı­lan töv­be­yi ka­bûl ede­ce­ği­ni vâ­det­miş­tir. Eğer bir mü'min, töv­be et­mek şe­re­fi­ne ka­vu­şa­ma­mış ise, onun işi, Al­la­hü te­âlâ­nın irâ­de­si­ne kal­mış­tır. Ce­nâb-ı Hak, di­ler­se gü­nâh­la­rı­nın hep­si­ni af­fe­de­rek Cen­ne­te so­kar ve­ya Ce­hen­nem­de gü­nâh­la­rı ka­dar azâb ya­par. Fa­kat so­nun­da kur­tu­la­rak, yi­ne Cen­ne­te gi­rer. Çün­kü âhi­ret­te, mer­ha­me­te ka­vu­şa­ma­yan­lar, yal­nız imân­sız ola­rak ölen­ler­dir. Zer­re ka­dar îmâ­nı olan, rah­me­te ka­vu­şa­cak­tır. Eğer ön­ce­le­ri rah­me­te ka­vu­şa­maz­sa bi­le, so­nun­da yi­ne rah­me­te ka­vu­şa­cak­tır. Ka­dın, er­kek her Müs­lü­ma­na, her­han­gi bir gü­nâh iş­le­dik­ten son­ra, iş­le­nen bu gü­nâh­tan töv­be et­me­si farz­dır. Şart­la­rı­na uy­gun ya­pı­lan her gü­nâ­hın töv­be­si ka­bûl olur. İmâm-ı Ga­zâ­lî haz­ret­le­ri; "Şart­la­rı­na uy­gun ya­pı­lan töv­be, mu­hak­kak ka­bûl olur. Ya­pı­lan töv­be­nin ka­bûl edi­le­ce­ğin­den de­ğil, töv­be­nin şart­la­rı­na uy­gun olup ol­ma­ma­sın­da şüp­he et­me­li­dir" bu­yur­muş­tur. GÜ­NAH­TAN ÇOK KORK­MA­LI!.. Töv­be edil­me­yen her­han­gi bir gü­nah­tan Al­la­hü teâ­lâ in­ti­kâm ala­bi­lir. Çün­kü Al­la­hü te­âlâ­nın ga­da­bı, gü­nah­lar için­de sak­lı­dır. Yüz bin se­ne ibâ­det eden mak­bûl bir ku­lu­nu, bir gü­nâh için, son­suz ola­rak red­de­de­bi­lir ve hiç­bir şey­den de çe­kin­mez. Bu­nu Kur'ân-ı ke­rîm ha­ber ve­ri­yor ve iki yüz bin se­ne itâ­at eden ib­lî­sin, kib­re­dip, sec­de et­me­di­ği için, ebe­dî mel'ûn ol­du­ğu­nu, ha­ber ve­ri­yor. Yer­yü­zün­de ha­lî­fe­si olan, Âdem aley­his­se­lâ­mın oğ­lu­nu, bir adam öl­dür­dü­ğü için, ebe­dî tard ey­le­di. Mû­sâ aley­his­se­lâm za­mâ­nın­da, Bel'am bin Bâû­râ, İsm-i a'za­mı bi­li­yor ve her duâ­sı da ka­bûl olu­yor­du. Fa­kat Al­la­hü te­âlâ­nın ha­râm et­ti­ği bir şe­ye, az bir mey­let­ti­ği için, îmân­sız git­ti ve; (Onun gi­bi­ler kö­pek gi­bi­dir) di­ye dil­ler­de kal­dı. Kâ­rûn, Mû­sâ aley­his­se­lâ­mın ak­ra­bâ­sı idi. Mû­sâ aley­his­se­lâm bu­na ha­yır du­â edip, kim­yâ il­mi­ni öğ­ret­ti. Çok zen­gin ol­muş ve yal­nız­ca ha­zî­ne­le­ri­nin anah­tar­la­rı­nı kırk ka­tır ta­şır­dı. Bir­kaç ku­ruş ze­kât ver­me­di­ği için, bü­tün ma­lı ile bir­lik­te, yer al­tı­na so­kul­du. Sa'le­be, sa­hâ­be ara­sın­da çok zâ­hid ge­çi­nir, çok ibâ­det eder ve câ­mi­den çık­maz­dı. Bir ke­re sö­zün­de dur­ma­dı­ğı için, sa­hâ­bî­lik şe­re­fi­ne ka­vu­şa­ma­dı, îmân­sız git­ti. Al­la­hü teâ­lâ, bun­lar gi­bi da­hâ ni­ce kim­se­ler­den, bir gü­nâh se­be­bi ile, böy­le in­ti­kâm al­mış­tır. Bu se­bep­le, her mü'mi­nin gü­nâh iş­le­mek­ten çok kork­ma­sı, ufak bir gü­nâh iş­le­dik­ten son­ra he­men töv­be, is­tiğ­fâr et­me­si, yal­var­ma­sı lâ­zım­dır. İş­le­nen gü­nâh­lar­da, kul hak­kı da var­sa, bun­la­ra töv­be et­mek için, hak sa­hip­le­ri ile he­lâl­leş­mek, on­la­rı hoş­nût ve râ­zı et­mek de lâ­zım­dır. Ha­dîs-i şe­rîf­te; (Giz­li ya­pı­lan gü­nâ­hın töv­be­si­ni giz­li ya­pı­nız! Âşi­kâ­re ya­pı­lan gü­nâ­hın töv­be­si­ni âşi­kâ­re ya­pı­nız! Gü­nâ­hı­nı­zı bi­len­le­re, töv­be­ni­zi du­yu­ru­nuz!) bu­yu­rul­muş­tur. Bu se­bep­le, İs­lâm dî­ni­ne inan­ma­yan ve Müs­lü­mân­la­ra, in­san­la­ra sı­kın­tı ve­ren, zul­me­den­ler, öl­dük­ten son­ra, bun­lar için; "Bel­ki töv­be et­miş­tir, in­kâr­dan vaz­geç­miş­tir" de­mek boş söz olur. Böy­le kim­se­le­rin töv­be ede­bil­me­si için, zu­lüm, ezi­yet ya­pan uzuv­la­rı­nın iyi­lik yap­ma­sı, di­li ile du­â et­me­si ve maz­lûm­la­rı hoş­nût ede­cek va­si­yet­te bu­lun­ma­la­rı lâ­zım­dır. Böy­le töv­be et­me­yen­le­rin ölü­le­ri­ne hüsn-i zan edil­mez. "TÖV­BE­MİZ TÖV­BE­YE MUH­TAÇ!" Ha­san-ı Bas­rî haz­ret­le­ri töv­be­nin şart­la­rı­na uy­gun ola­rak hem dil, hem de hâl ile yâ­ni gü­nah­la­rı, ha­ra­mı terk et­mek­le ve hak sâ­hip­le­riy­le he­lâl­leş­mek­le ya­pıl­ma­sı lâ­zım ol­du­ğu­nu be­lirt­miş­tir. Şart­la­rı­na uy­gun ol­ma­yan töv­be­nin tam töv­be ol­ma­dı­ğı­nı be­lirt­mek için; "Bi­zim töv­be­miz de töv­be­ye muh­taç­tır" bu­yur­muş­tur. Ne­ti­ce ola­rak, gü­nah­lar­dan töv­be et­mek her­ke­se farz­dır. An­cak töv­be, sa­de­ce di­l ile ya­pıl­maz. Töv­be et­mek için, kalb piş­man ol­ma­lı, dil yal­var­ma­lı ve gü­nah iş­le­yen or­gan da o gü­nah­tan vaz­geç­me­li­dir. Mu­ham­med Reb­hâ­mî haz­ret­le­ri­nin bu­yur­du­ğu gi­bi: "Töv­be kalb, dil ve gü­nâh iş­le­yen âzâ ile bir­lik­te ol­ma­lı­dır. Kalb piş­mân ol­ma­lı, dil, du­â et­me­li, yal­var­ma­lı ve âzâ da gü­nâh­tan çe­kil­me­li­dir."