Mü'minin, günâh işlemekle îmânı gitmez, kâfir olmaz. Günâhı çok olan bir mü'min, son nefesi boğazına gelmeden tövbe ederse, kurtulması çok umulur. Çünkü Allahü teâlâ, şartlarına uygun yapılan tövbeyi kabûl edeceğini vâdetmiştir. Eğer bir mü'min, tövbe etmek şerefine kavuşamamış ise, onun işi, Allahü teâlânın irâdesine kalmıştır. Cenâb-ı Hak, dilerse günâhlarının hepsini affederek Cennete sokar veya Cehennemde günâhları kadar azâb yapar. Fakat sonunda kurtularak, yine Cennete girer. Çünkü âhirette, merhamete kavuşamayanlar, yalnız imânsız olarak ölenlerdir. Zerre kadar îmânı olan, rahmete kavuşacaktır. Eğer önceleri rahmete kavuşamazsa bile, sonunda yine rahmete kavuşacaktır. Kadın, erkek her Müslümana, herhangi bir günâh işledikten sonra, işlenen bu günâhtan tövbe etmesi farzdır. Şartlarına uygun yapılan her günâhın tövbesi kabûl olur. İmâm-ı Gazâlî hazretleri; "Şartlarına uygun yapılan tövbe, muhakkak kabûl olur. Yapılan tövbenin kabûl edileceğinden değil, tövbenin şartlarına uygun olup olmamasında şüphe etmelidir" buyurmuştur. GÜNAHTAN ÇOK KORKMALI!.. Tövbe edilmeyen herhangi bir günahtan Allahü teâlâ intikâm alabilir. Çünkü Allahü teâlânın gadabı, günahlar içinde saklıdır. Yüz bin sene ibâdet eden makbûl bir kulunu, bir günâh için, sonsuz olarak reddedebilir ve hiçbir şeyden de çekinmez. Bunu Kur'ân-ı kerîm haber veriyor ve iki yüz bin sene itâat eden iblîsin, kibredip, secde etmediği için, ebedî mel'ûn olduğunu, haber veriyor. Yeryüzünde halîfesi olan, Âdem aleyhisselâmın oğlunu, bir adam öldürdüğü için, ebedî tard eyledi. Mûsâ aleyhisselâm zamânında, Bel'am bin Bâûrâ, İsm-i a'zamı biliyor ve her duâsı da kabûl oluyordu. Fakat Allahü teâlânın harâm ettiği bir şeye, az bir meylettiği için, îmânsız gitti ve; (Onun gibiler köpek gibidir) diye dillerde kaldı. Kârûn, Mûsâ aleyhisselâmın akrabâsı idi. Mûsâ aleyhisselâm buna hayır duâ edip, kimyâ ilmini öğretti. Çok zengin olmuş ve yalnızca hazînelerinin anahtarlarını kırk katır taşırdı. Birkaç kuruş zekât vermediği için, bütün malı ile birlikte, yer altına sokuldu. Sa'lebe, sahâbe arasında çok zâhid geçinir, çok ibâdet eder ve câmiden çıkmazdı. Bir kere sözünde durmadığı için, sahâbîlik şerefine kavuşamadı, îmânsız gitti. Allahü teâlâ, bunlar gibi dahâ nice kimselerden, bir günâh sebebi ile, böyle intikâm almıştır. Bu sebeple, her mü'minin günâh işlemekten çok korkması, ufak bir günâh işledikten sonra hemen tövbe, istiğfâr etmesi, yalvarması lâzımdır. İşlenen günâhlarda, kul hakkı da varsa, bunlara tövbe etmek için, hak sahipleri ile helâlleşmek, onları hoşnût ve râzı etmek de lâzımdır. Hadîs-i şerîfte; (Gizli yapılan günâhın tövbesini gizli yapınız! Âşikâre yapılan günâhın tövbesini âşikâre yapınız! Günâhınızı bilenlere, tövbenizi duyurunuz!) buyurulmuştur. Bu sebeple, İslâm dînine inanmayan ve Müslümânlara, insanlara sıkıntı veren, zulmedenler, öldükten sonra, bunlar için; "Belki tövbe etmiştir, inkârdan vazgeçmiştir" demek boş söz olur. Böyle kimselerin tövbe edebilmesi için, zulüm, eziyet yapan uzuvlarının iyilik yapması, dili ile duâ etmesi ve mazlûmları hoşnût edecek vasiyette bulunmaları lâzımdır. Böyle tövbe etmeyenlerin ölülerine hüsn-i zan edilmez. "TÖVBEMİZ TÖVBEYE MUHTAÇ!" Hasan-ı Basrî hazretleri tövbenin şartlarına uygun olarak hem dil, hem de hâl ile yâni günahları, haramı terk etmekle ve hak sâhipleriyle helâlleşmekle yapılması lâzım olduğunu belirtmiştir. Şartlarına uygun olmayan tövbenin tam tövbe olmadığını belirtmek için; "Bizim tövbemiz de tövbeye muhtaçtır" buyurmuştur. Netice olarak, günahlardan tövbe etmek herkese farzdır. Ancak tövbe, sadece dil ile yapılmaz. Tövbe etmek için, kalb pişman olmalı, dil yalvarmalı ve günah işleyen organ da o günahtan vazgeçmelidir. Muhammed Rebhâmî hazretlerinin buyurduğu gibi: "Tövbe kalb, dil ve günâh işleyen âzâ ile birlikte olmalıdır. Kalb pişmân olmalı, dil, duâ etmeli, yalvarmalı ve âzâ da günâhtan çekilmelidir."