"Sakın büyüklenme!"

A -
A +
İnsânın dışında şeytân bulunduğu gibi, içinde de vardır. İnsanın içindeki şeytânı, onun kudretinin, enerjisinin taşkınlığıdır. Enerji artınca, insanda kibir ve yükseklik hâsıl olur. Kötü sıfatların en aşağısı da, bu kibir sıfatıdır. Kibir, kendini büyük bilmek, üstün görmektir.
Allahü teâlâ ilim, kudret gibi bütün sıfatlarından kullarına biraz ihsân buyurmuştur. Fakat, yalnız üç sıfatı kendine mahsûstur. Bu üç sıfatı, kibriyâ, ganî olmak ve yaratmak sıfatlarıdır.
Kibriyâ, büyüklük, üstünlük demektir. Ganî olmak, başkalarına muhtaç olmamak demektir. Bu sebeple kibirlenmek, Allahü teâlânın sıfatına, hakkına tecâvüz etmek olur. Kullara kibirlenmek yakışmaz, en büyük günâhtır. Hadîs-i kudsîde;
(Azamet ve kibriyâ bana mahsûstur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak istiyenlere, çok acı azâb ederim) buyuruldu.
Bunun içindir ki, din âlimleri, tasavvuf büyükleri, her zamân, Müslümânlara tevâzu, alçak gönüllü olmayı emir buyurmuştur. Zira kibirli olanı, Allahü teâlâ sevmez. Bütün Peygamberler, her işlerinde, tevâzu göstermiştir.
İmâm-ı Gazâlî hazretleri, Mişkât-ül-envâr kitâbında diyor ki:
"Kalb, meleklere mahsûs bir evdir. Gadab, şehvet, haset, kibir gibi kötü sıfatlar, uluyan köpek gibidirler. Köpeklerin bulunduğu yere melekler girmez. Hadîs-i şerîfte;
(Köpek ve resim bulunan eve melekler girmez) buyuruldu. Bu hadîs-i şerîfteki evin kalb olduğunu ve köpeğin de, kötü huylar demek olduğunu söylemiyorum. Açık mânâlarına inanmakla berâber, yukarıdaki mânâları da ilâve ediyorum."
Sa'dî-i Şîrâzî hazretleri şöyle anlatır:
"Bir âlim, yere yıkılmış bir sarhoşun yanından geçerken, kendi hâlini düşünerek böbürlenir. Sarhoşa göz ucuyla bile bakmaya tenezzül etmez. Âlimin bu hâlini fark eden sarhoş, başını kaldırarak bu âlim kimseye hitaben;
-Ey ilim sâhibi olan iyi zât! Kavuştuğun bu nîmete şükret! Sakın büyüklenme! Zîrâ kibirden mahrûmiyet hâsıl olur. Birini zincire vurulmuş görürsen gülme! Zira o hâl, senin de başına gelebilir. Mukadderâtın belli olmaz. Belki bir gün sen de sarhoş olup yerlerde sürünebilirsin der."
Hazret-i Ömer, Şâm'a gelince, Ebû Ubeyde bin Cerrâh hazretleri karşılar. Halîfe, su kenârından geçerken mestlerini çıkarır, ayaklarını suya sokar. Bunun üzerine Ebû Ubeyde hazretleri;
-Yâ halîfe! Böyle ne yapıyorsunuz? Bütün Şâmlılar Müslümânların halîfesini görmek için toplandılar, sana bakıyorlar. Bu yaptığını beğenmeyecekler deyince, hazret-i Ömer;
-Yâ Ebâ Ubeyde! Senin bu sözün, burada toplananlar için çok zararlıdır. İşitenler insanın şerefini, vâsıtaya binerek gitmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Şerefin, Müslümân olmakta ve ibâdet yapmakta olduğunu anlamayacaklar. Biz aşağı, bayağı insanlardık. Allahü teâlâ Müslümân yapmakla bizleri şereflendirdi. Allahü teâlânın verdiği bu izzetten, bu şereften başka şeref ararsak, Allahü teâlâ bizi yine zelil, her şeyden aşağı eder buyurdu.
Netice olarak kibir, kendini başkalarından üstün görmektir ki, kötü bir huydur, harâmdır. Allahü teâlâyı unutmanın alâmetidir. Hadîs-i şerîfte;
(Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse Cennete giremez) buyurulmuştur.