Se­be­be de­ğil mü­seb­bi­be bak­ma­lı­dır

A -
A +

Al­la­hü teâ­lâ, her şe­yi bir se­bep­le ya­rat­mak­ta ve se­bep­le­re ya­pış­ma­mı­zı da em­ret­mek­te­dir. Her­han­gi bir kim­se, is­tek­le­ri­ne, di­lek­le­ri­ne ka­vuş­mak için, em­re­di­len bu se­bep­le­re ya­pı­şır. Se­bep­le­re ya­pış­mak, şirk de­ğil­dir. Fa­kat bir kim­se, is­tek­le­ri­ni, di­lek­le­ri­ni, se­bep­ler­den bek­ler­se, o za­man bu hâl şirk olur. Bu se­bep­le­rin, her is­te­di­ği şe­yi ya­pa­bi­le­cek­le­ri­ne inan­mak ve bu­nun için bu se­bep­ler­den bek­le­mek, şirk-i ek­ber olur. Bu se­bep­le­rin, Al­la­hü te­âlâ­nın ver­di­ği kuv­vet ile ya­pa­cak­la­rı­na inan­mak da, şirk-i ha­fî olur. Şirk, Al­la­hü te­âlâ­ya or­tak yap­mak, ben­zet­mek de­mek­tir. Ben­ze­ten kim­se­ye müş­rik, ben­ze­ti­len şe­ye de, şe­rîk de­nir. Her­han­gi bir şey­de, ülû­hiy­yet sı­fat­la­rın­dan bi­ri­si­nin bu­lun­du­ğu­na inan­mak, onu şe­rîk yap­mak olur. Al­la­hü te­âlâ­ya mah­sûs olan sı­fat­la­ra ülû­hiy­yet sı­fat­la­rı de­nir. Son­suz var ol­mak, ya­rat­mak, her şe­yi bil­mek, has­ta­la­ra şi­fâ ver­mek, ülû­hiy­yet sı­fat­la­rın­dan­dır. Bir in­san­da ve­ya her­han­gi bir şey­de, ülû­hiy­yet sı­fa­tı bu­lun­du­ğu­na ina­na­rak, me­se­lâ, "is­te­di­ği­ni ya­ra­tır, her is­te­di­ği­ni ya­par, has­ta­ya şi­fâ ve­rir" di­ye­rek tâ­zîm et­mek, kü­für olur, şirk olur. Bu kim­se de, müş­rik olur. Ni­sâ sû­re­si­nin 116. âye­tin­de meâ­len: (Al­la­hü teâ­lâ ken­di­si­ne şirk ko­şan­la­rı, ya­nî kâ­fir­le­ri af­fet­mez ve şirk­ten ya­nî kü­für­den baş­ka olan gü­nâh­la­rı af­fe­der) bu­yu­rul­muş­tur. "ŞİRK­TEN SA­KI­NI­NIZ!.." Her çe­şit gü­nâ­hın ve kö­tü­lü­ğün en kö­tü­sü kü­für­dür. Al­la­hü te­âlâ­nın emir­le­rin­den ve ya­sak­la­rın­dan bi­ri­ne ehem­mi­yet ver­me­yen kâ­fir olur. Kâ­fi­rin hiç­bir iyi­li­ği, âhi­ret­te ken­di­si­ne fay­da ver­mez. Küf­rün çe­şit­le­ri var­dır. Hep­si­nin en kö­tü­sü, en bü­yü­ğü şirk­tir. Ha­dîs-i şe­rîf­te; (Şirk­ten sa­kı­nı­nız. Şirk, ka­rın­ca­nın ayak se­sin­den da­hâ giz­li­dir) bu­yu­rul­du. Ha­dî­ka isim­li ki­tap­ta; (Ey in­san­lar! Çok giz­li olan şirk­ten sa­kı­nı­nız!) ha­dîs-i şe­rî­fi­ni açık­lar­ken, bu­yu­ru­lu­yor ki: "Bu şirk, yal­nız se­bep­le­ri gör­mek, Al­la­hü te­âlâ­nın ya­rat­tı­ğı­nı dü­şün­me­mek­tir. İş­le­ri se­bep­le­rin yap­tı­ğı­na inan­mak, Al­la­hü te­âlâ­ya şe­rîk yap­mak olur. Gö­rü­nen, dü­şü­nü­len şey­le­ri şe­rîk yap­ma­ya, açık şirk de­nir. Di­nen, ak­len ve âdet ile se­bep olan şey­le­rin yap­tı­ğı­na inan­ma­ya da, giz­li şirk de­nir." Ab­dül­hak-ı Deh­le­vî haz­ret­le­ri bu­yu­ru­yor ki: "Put­la­ra tap­ma­ya şirk-i ek­ber de­nir. Kü­für olan şirk bu­dur. Ri­yâ ile ya­nî gös­te­riş için ibâ­det, iyi­lik yap­ma­ya şirk-i as­gar de­nir. Bu kü­çük şirk, kü­für de­ğil­dir." İmâm-ı Rab­bâ­nî haz­ret­le­ri bu­yu­ru­yor ki: "İmân sa­hip­le­rin­den is­te­nen ilk şart, Al­la­hü te­âlâ­dan baş­ka, hiç­bir şe­ye ibâ­det et­me­mek­tir. Bir kim­se, baş­ka­la­rı­nın gör­me­si için ve­yâ Al­la­hü teâ­lâ için ibâ­det eder. Baş­ka­sı­nın gör­me­si ho­şu­na gi­der ve­yâ ibâ­de­tin­de baş­ka­sın­dan bir kar­şı­lık bek­ler­se, bu kim­se, şirk­ten kur­tul­muş ol­maz. Pey­gam­ber efen­di­miz bu­yur­du ki: (Kü­çük şirk­ten ko­ru­nu­nuz!) Kü­çük şirk ne­dir? di­ye so­rul­du­ğun­da, (ri­yâ) bu­yur­du. Ya­nî baş­ka­sı­na gös­ter­mek için ibâ­det et­mek­tir. Has­ta­lık­tan kur­tul­mak için, put­lar­dan, hey­kel­ler­den, pa­paz­lar­dan im­dât bek­le­mek şirk­tir. Şeyh­ler, tür­be­ler için kur­ban adı­yor­lar. Gö­tü­rüp me­zâr ba­şın­da ke­si­yor­lar. Fı­kıh ki­tâp­la­rı, bu­nu da şirk say­mak­ta­dır. Şeyh­ler için tu­tu­lan oruç­lar da böy­le­dir. Bir­ta­kım isim­ler uy­du­rup, o isim­le­re ni­yet edi­yor, if­târ za­mâ­nı her oruç için, hu­sû­sî ye­mek­ler şart edi­yor­lar. İş­le­ri, bu oruç­lar sâ­ye­sin­de olu­yor sa­nı­yor­lar. Bu da, ibâ­det­te şirk­tir." ONUN ÂDE­Tİ­NE UY­MAK... Ne­ti­ce ola­rak Al­la­hü teâ­lâ, çok şe­yi se­bep­ler­le ya­rat­mak­ta­dır. Se­bep­le­re ya­pış­mak, Onun âde­ti­ne uy­mak, On­dan bek­le­mek, On­dan is­te­mek olur. Onun em­ret­ti­ği se­bep­le­re ya­pış­mak, Al­la­hü te­âlâ­ya şirk ol­maz. Onun âde­ti­ne uy­mak, Ona itâ­at et­mek olur. Her şe­yi ya­pan, ya­ra­tan, yal­nız Al­la­hü te­âlâ­dır. Al­la­hü te­âlâ­dan baş­ka ya­ra­tı­cı yok­tur. İn­san bir şe­yi ya­rat­tı de­mek şirk olur. Çok çir­kin söz olur. Fa­kat Al­la­hü teâ­lâ, çok şey­le­ri ya­rat­ma­sı­na, in­san­la­rı ve mah­lûk­la­rı se­bep kıl­mış­tır. Âde­ti böy­le­dir. En'âm sû­re­si­nin 82. âye­tin­de meâ­len bu­yu­rul­du­ğu gi­bi: (Îmân edip de îmân­la­rı­nı şirk ile bu­laş­tır­ma­yan­lar, Ce­hen­nem­de ebe­dî kal­mak­tan emîn­dir­ler. On­lar için, bu kor­ku yok­tur.)