"Seni, yanlış yollara saptırmadı"

A -
A +
Hak olan, doğru olan yol birdir, sapık, bozuk yollar ise, çoktur. Doğru yola kavuştuktan sonra, orada kalmak, oradan hiç çıkmamak, ayrılmamak da çok zordur. Hûd sûresinin 113. âyetinde meâlen;
(Emrolunduğun doğru yolda bulun!) buyuruldu.
Bu âyet-i kerîme indiği zamân, Resûlullah efendimiz;
(Hûd sûresi, sakalıma ak düşürdü) buyurmuştur.
Âyet-i kerîmede emrolunan istikâmeti yerine getirebilmek için, Peygamberler, Velîler, Sıddîklar şaşkına dönmüşlerdir. Bu korkudandır ki, Peygamber efendimizin mübârek sakalına ak düşmüştür.
Mü'mine bu dünyâda, doğru yola yapışmak lâzımdır. Kıyâmet günü, Sırat köprüsünden geçebilmek için, dünyâda, doğru yolda bulunmak gerekmektedir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
"İnsanları doğru yola kavuşturan, yalnız Allahü teâlâdır. Sakın, hayâlde hâsıl olan keşiflere ve âlem-i misâlde görünen şeylere aldanarak, Ehl-i sünnet ve cemâ'at fırkası âlimlerinin bildirdikleri i'tikâddan ayrılmayınız! Allahü teâlâ, o büyük âlimlerin çalışmalarına bol bol mükâfât versin! Rüyâlara, hayâllere aldanmayınız! Çünkü bu kurtuluş fırkasına uymadıkça, âhırette azâblardan kurtulmak düşünülemez. Kıyâmette kurtulmak isteyenler, kendi görüşlerini bırakarak, bu büyüklere uymaya canla başla çalışmalıdır.
Bu yolun gayrısı dalâlet yoludur, şeytânların yoludur. Abdullah ibni Mes'ûd hazretleri buyuruyor ki:
'Bir gün Peygamber efendimiz bize bir doğru çizgi çizdi ve;
(Bu, insanı Allahü teâlânın rızâsına kavuşturan doğru yoldur) buyurdu. Sonra, bu hattın iki tarafına, balık kılçığı gibi, eğik çizgiler çizip;
(Bunlar da, şeytânların saptırdığı yollardır) buyurdu.'
Bir kimse, Peygamberlere tâbi olmadan, doğru yolda yürümek isterse, muhakkak eğri yola sapar. Eğer eline bir şeyler geçerse, istidrâçtır, yani sonu zarar ve ziyândır..."
İbn-i Ârif hazretlerinin talebesi Ebû Abdullah Gazâlî şöyle anlatır:
"Bir gün hocam İbn-i Ârif hazretlerinin huzûrundan dışarı çıktım. Boş bir arâzide yürümeye başladım. Gördüğüm her ağaç, yaklaştığım her ot dile gelip bana;
'Beni kopar! Ben filan hastalığa iyi gelirim. Filanca hastalığın şifâsı bendedir' demekteydi. Bu hâle hayret ettim. Geri dönüp durumu hocama anlattım. Bana;
-Biz seni böyle diyesin diye mi terbiye ettik. Allahü teâlâ takdîr etmedikçe, hiçbir şey sana fayda ve zarar veremez. Sana fayda veririz diyen otların ve ağaçların sana bir faydası oldu mu? buyurdu.
-Efendim, tövbe ettim dedim. Devâm ederek buyurdu ki:
-Hak teâlâ seni imtihân etmiştir. Ben sana Allahü teâlânın yolunu gösterdim. Seni O'ndan başkasına ısmarlamadım. Eğer gerçekten tövbe ettiysen, geri dön, o ağaç ve otlar sana söz söylemezler.
Geri dönüp, ot ve ağaçların yanından geçtim. Hiçbir kelime işitmedim. Allahü teâlâya şükredip, hocamın huzûruna gelerek durumu arz ettim.
-Allahü teâlâya hamd ve şükürler olsun ki, sana kendi yolunda bulunmayı nasîb etti. Seni, bir kısım insanlar gibi yanlış yollara saptırmadı buyurdu..."
Netice olarak, doğru, hak yolda bulunabilmek çok güçtür, zordur. Bunun  için;
"Sırat köprüsü, kıldan ince, kılınçtan keskindir" buyurulmuştur.