Sevinç de, keder de devamlı değildir

A -
A +

Ölümden önce olan herşeye dünyâ denir. Bunlardan, ölümden sonra faydası olanlar, dünyâdan sayılmaz, âhıretten sayılırlar. Çünkü dünyâ, âhıret için tarladır. Âhırete yaramayan dünyâlıklar, zararlıdır. Harâmlar, günâhlar ve mubâhların fazlası böyledir. Dünyâda olanlar islâmiyyete uygun kullanılırsa, âhırete faydalı olurlar. Böylece hem dünyâ lezzetine, hem de âhıret nimetlerine kavuşulur. Kötü olan dünyâ, Allahü teâlânın râzı olmadığı, âhıreti yıkıcı yerlerde kullanılan şeyler demektir. Kendini ve Rabbini unutup, lezzetlerine, şehvetlerine düşkün olanlar, yolda hayvanının süsü ile, palanı ile, otu ile uğraşıp, arkadaşlarından geri kalan yolcuya benzer. Çölde yalnız kalıp, helâk olur. İnsan da, ne için yaratılmış olduğunu unutup, dünyâ zînetlerine aldanır, âhıret hâzırlığı yapmazsa, ebedî felâkete sürüklenir. Hadis-i şerifde buyuruldu ki: (Dünyâ sizin için yaratıldı. Siz de âhıret için yaratıldınız! Âhırette ise, Cennetten ve Cehennem ateşinden başka yer yoktur.) DÜNYA SEVGİSİ Dünyâ sevgisi âhırete hâzırlanmaya mâni olur. Çünkü kalb, onu düşünmekle, Allahü teâlâyı unutur. Beden, onu elde etmeye uğraşarak ibâdet yapamaz olur. Dünyâ ile âhıret, doğu ile batı gibidir ki, birine yaklaşan, ötekinden uzak olur. Bir kimse, ibâdetini yapmaz ve geçiminde, kazancında Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını gözetmezse, dünyâya düşkün olmuş olur. Allahü teâlâ herkesin kalbini bundan soğutur ve bunu kimse sevmez. Dünyâ zirâat yeridir. Tarlayı ekmeyip, tohumları yiyerek zevk ve safâ süren, mahsûl almaktan mahrûm kalacağı gibi, dünyâ hayâtını, geçici zevkleri, nefsin arzûlarını taşkın ve şaşkın olarak yapmakla geçiren de, ebedî nimetlerden, sonsuz zevklerden mahrûm olur. Bu hâl, aklı başında olanın kabûl edeceği birşey değildir. Akıllı bir kimse, sonsuz lezzetleri kaçırmaya sebep olan, geçici lezzetleri zararlı şekilde yapmayı tercîh etmez. Allahü teâlâ, dünyâ zevklerinden, geçici lezzetlerinden, nefse tatlı gelen şeylerden hiçbirini yasak etmedi. Bunları, islâmiyyete uygun, zararsız olarak kullanmaya izin verdi. Ayrıca âhıretteki sayısız ve sonsuz saâdetler, çok acı ve nihâyetsiz felâketler karşısında dünyânın gelip geçici zevk ve acılarının ise, hiç değeri yoktur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: ÖLÜMÜ HATIRLAMALI "Fırsat ganîmetdir, yani zamân çok kıymetlidir. Bu kıymetli zamânları faydasız şeylere harcetmemelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu, beğendiği şeyleri yapmakla geçirmelidir. Beş vakit namâzı, dünyâ işlerini düşünmiyerek ve cemâat ile kılmalıdır. Ta'dîl-i erkân ile kılmaya dikkat etmelidir. Teheccüd namâzını kaçırmamalıdır. Teheccüd, gece nâfile namâz kılmak demektir. Farz namâz borcu olan geceleri de, kazâ namâzlarını kılmalıdır. Seher vakitleri istiğfâr etmelidir. Gafletten, nefse uymaktan lezzet almamalıdır. Dünyânın geçici lezzetlerine aldanmamalıdır. Ölümü hâtırlamalı, âhıretin dehşet ve şiddetini göz önüne getirmelidir. Kısacası, yüzümüzü dünyâdan âhırete çevirmelidir. Dünyâ işleri ile zarûret miktârı uğraşmalı, başka zamânlarda, hep âhıreti kazandıracak işleri yapmalıdır. Sözün özü, gönül Allahdan gayrisine tutulmaktan kurtulmalı, beden ve a'zâları da, islâmiyyete uymakla süslemelidir." Dünyâ harâbdır, nimetleri zehirli, safâları kederlidir. Bedenleri yıpratır, emelleri arttırır, kendini kovalıyandan kaçar ve kendinden kaçanı ise kovalar. Dünyâ bala, içine düşenler ise sineğe benzer. Dünyanın nimetleri geçici ve hâlleri de değişicidir. Netice olarak, günlerin beraberinde getirdiği hâdiseler, insanı tesiri altına almamalı, iyi, sâlih bir müslüman olmaya bakmalıdır. Zaman içerisinde gelen musibetler ve belâlardan dolayı da, sabırsızlık göstermemelidir. Zira dünyanın sevinci de, kederi de, bolluğu da, darlığı da devamlı değil, geçicidir. Hadis-i şerifde buyurulduğu gibi: (Dünyâya, burada kalacağınız kadar, âhırete de, orada kalacağınız kadar çalışınız!)