"Sizi Allahü teâlâya ısmarladım"

A -
A +

 Resûlullah efendimiz, hicretin 11. yılı, Safer ayında hastalanırlar. Hastalığın artması üzerine  Medîneli Müslümânlar çok üzülür ve Mescid-i şerîfin etrâfında pervâne gibi dolaşmaya başlarlar. Bu hâl, Resûlullah efendimize haber verilir. Merhamet buyurarak, sıkıntıya katlanıp mescide teşrif ederler ve minbere çıkarak buyururlar ki:

(Ey Eshâbım! Benim ölümümü düşünüp telâş ediyormuşsunuz. Hiçbir Peygamber, ümmeti arasında sonsuz kaldı mı ki, ben de sizin aranızda sonsuz kalayım? Biliniz ki, ben Rabbime kavuşacağım. Size nasîhatim olsun ki, Muhâcirlerin büyüklerine saygı gösteriniz.
Ey Muhâcirler! Size de vasiyyetim şudur ki, Ensâra iyilik ediniz! Onlar size iyilik etti. Evlerinde barındırdı. Geçinmeleri sıkıntılı olduğu hâlde, sizi kendilerinden üstün tuttular. Mallarına sizi ortak ettiler. Her kim, Ensâr üzerine hâkim olur ise, onları gözetsin, kusûr edenleri olursa affetsin... 
Allahü teâlâ, bir kulunu dünyâda kalmak ile, Rabbine kavuşmak arasında serbest bıraktı. O kul, Rabbine kavuşmak istedi.)
Bu sözlerinden, Peygamber efendimizin yakında vefât edeceğini anlayan hazret-i Ebû Bekir;
-Canımız sana fedâ olsun yâ Resûlallah! diyerek ağlar. Resûlullah efendimiz, Ona, sabır ve katlanmak lâzım geldiğini emrederler. Daha sonra Resûlullah efendimiz buyururlar ki:
(Ey Muhâcirler ve ey Ensâr! Vakti belli olan bir şeye kavuşmak için acele etmenin faydası yoktur. Allahü teâlâ, hiçbir kulu için acele etmez. Bir kimse Allahü teâlânın kazâ ve kaderini değiştirmeye, irâdesinden üstün olmaya kalkışırsa, Onu kahır ve perîşan eder. Allahü teâlâya hîle etmek, Onu aldatmak isteyenin işleri bozulup, kendi aldanır.
Biliniz ki, ben sizlere karşı raûf ve rahîmim. Siz de bana kavuşacaksınız. Kavuşacağınız yer, Kevser havuzunun başıdır. Cennete girmek, bana kavuşmak isteyen, boş yere konuşmasın.
Ey Müslümânlar! Kâfir olmak, günâh işlemek, ni'metin değişmesine, rızkın azalmasına sebep olur.
İnsanlar, Allahü teâlânın emirlerine itâat ederse, hükûmet başkanları, âmirleri, vâlileri onlara merhamet ve şefkat eder. Fısk, fücûr, taşkınlık yapar, günâh işlerlerse, merhametli başkanlara kavuşamazlar.
Benim hayâtım, sizin için hayırlı olduğu gibi, ölümüm de hayırdır ve rahmettir. Eğer bir kimseyi haksız yere döğmüş veyâ fenâ bir söz söylemiş isem, bana aynı şeyi yaparak hakkını almasına, birinizden haksız bir şey almış isem, geri istemesine râzıyım ve helâlleşmeye hâzırım. Çünkü dünya cezâsı, âhıret cezâsından pek hafîftir. Buna katlanmak daha kolaydır.)
Peygamber efendimiz, namâz kılındıktan sonra tekrâr minbere çıkıp, vasiyet ve nasîhatten sonra;
(Sizi Allahü teâlâya ısmarladım) diyerek odasına çekilirler.
Netice olarak, Peygamber de olsa hiçbir insân, dünyâda bâkî değildir. İnsân, Allahü teâlâyı, Onun emir ve yasaklarını unutur, dünyâ zevklerine dalarsa, dertleri, üzüntüleri artar, çeşitli güçlüklerle karşılaşır. Eğer insân, Allahü teâlânın emirlerini yapar, yasaklarından sakınırsa, kısaca yüzünü âhırete çevirirse, dünyâda rahat, huzûrlu olur, âhırette de ebedî saâdete kavuşur.