Sohbet; berâber olmak, birlikte, bir arada bulunmak anlamına gelmektedir. İnsanın, derece bakımından kendinin üstünde veya altında yahut akranı ile bir araya gelip, Allahü teâlânın ve Peygamber efendimizin beğendiği, hoşnud olduğu şeyleri konuşması da, sohbettir. Kişinin kendinden üstün olanla berâber olmasının hakîkati, o zâta hizmettir. Aşağısında olanla sohbetin gereği, onun hâllerinden bir noksanı gördüğünde onu îkâz edip, kusûrundan haberdâr etmektir. Aynı seviyede olan sohbet arkadaşlarının sohbetlerinin hakikati ise, başkalarının, yabancıların yanında birbirlerinin kusûrlarını görmezlikten gelmektir. Sohbet; Peygamber efendimiz veya Onun vârisleri ile, bir kerre de olsa, berâber bulunmak demektir. Hazânetür-rivâyâtda buyuruluyor ki: "Din âliminin bir sâat kadar sohbetinde bulunmak, yediyüz sene ibâdet etmekten dahâ hayırlı olduğu Mudmerât'ta yazılıdır. Resûlullah efendimiz; (Kırk gün içinde bir âlim meclisinde bulunmayan bir kimsenin kalbi kararır. Büyük günâh işlemeye başlar. Çünkü ilim kalbe hayât verir. İlimsiz ibâdet olmaz. İlimsiz yapılan ibâdetin faydası olmaz!) buyurmuştur." EN BÜYÜK ENGEL!.. Muhammed Ma'sûm hazretleri buyuruyor ki: "İnsanın Allahü teâlânın rızâsına kavuşmasına mâni olan en büyük hicâb, perde, onun nefsidir. Nefsin aradan kalkması kitâp okumakla, işitmekle olmaz. İnsân-ı kâmilin sohbeti lâzımdır. Bu sohbet nasîb olmazsa, uzaklardan kalb ona bağlanırsa, çok sevilirse, onun kalbinden, feyizler, bereketler, muhabbet miktârınca, tâlibin kalbine akarak kemâle kavuşur. Zira hadîs-i şerîfte; (Kişi sevdiği ile berâberdir) buyuruldu." İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: "Sohbeti ganîmet bilmelidir. Sohbetin üstünlüğü bütün üstünlüklerin ve kemâllerin üstündedir. Eshâb-ı kirâm, Resûlullah efendimizin daha ilk sohbetinde öyle şeyler kazanmışlardır ki, ümmet arasındaki velîlerin, bunlara en sonda kavuştukları bilinmektedir. Bunun içindir ki, Tâbiîn'in yani Eshâb-ı kirâmı görenlerin en üstünü olan Veysel Karânî hazretleri, hazret-i Hamzâ'yı şehid eden hazret-i Vahşî'nin, Resûlullah efendimizin bir kerecik sohbetinde bulunmakla yükseldiği mertebeye yetişememiştir. Çünkü sohbetin fazîleti bütün fazîletlerin ve kemâllerin üstündedir." Ebû Ali Sakafî hazretleri; "Bir kimse âlimlerin sohbetinde bulunur, fakat onlara hürmet etmezse, onlardaki feyiz ve bereketlerden mahrûm kalır. Onlardaki nûrlar kendisinde aslâ zuhûr etmez, görünmez" buyurmuştur. Ebü'l Hayr el-Akta hazretleri de; "Şerefli bir insan olabilmek için; edeb sâhibi olmak, farzları edâ etmek, sâlihlerle sohbet etmek ve fâsıklardan, açıkça günah işleyenlerden uzak durmak lâzımdır" buyurmaktadır. Şâh-ı Nakşibend Muhammed Behâeddîn-i Buhârî hazretleri buyurdu ki: "Bizim yolumuz, Allahü teâlânın gösterdiği kurtuluş yoludur. Çünkü bu yol, sünnete uymak ve Eshâb-ı kirâma tâbi olmaktır. Bu sebeble bizim yolumuzda az zamanda çok kazanç elde edilir. Fakat sünnete uymak ve riâyet etmek, sabır ve tahammül ister. Biz bizim yolumuza girenleri istersek cezbe, çekme ile, dilersek bir başka usûlle terbiye ederiz. Çünkü rehber olan âlim, bir tabibe, doktora benzer. Hastanın hastalığını, derdini tesbit eder ve ona göre ilâç verir. Bizim yolumuzda yalnız kalmak değil, sohbet esastır. Biz sonda ele geçecek şeyleri başa yerleştirdik." "YEDİ KİŞİ BİR ARAYA GELSE!" Netice olarak, Abdurrahmân Tâgî hazretlerinin bir sohbetinde, sohbetin fazîleti ile ilgili olarak buyurduğu gibi: "Yolumuz sohbet yoludur. İnsanlara hayret ediyorum niçin sohbeti istemezler, niçin sohbet meclisine katılmazlar, niçin Allah adamlarının yanında bulunmazlar? Halbuki sohbet ehlinin ev sâhibi Allahü teâlâ, teşrîfâtçısı hazret-i Ali, sâkîsi yâni su dağıtanı Hızır aleyhisselâmdır. Şâyet sohbet etmek için yedi kişi bir araya gelse, yüksek makamlara erişirler ki, aralarında bir Allah dostunun varlığı umulur. Cehrî, açıktan Kur'ân-ı kerîm okumak ve sohbet, evlerden zulmeti giderir. Onun için sohbet olunan evin sâhibi bildiği sûreleri açık olarak okusun. Sohbet peşinde koşmayı severim. Nerede sohbet ehli varsa oraya gitmek isterim. Mümkün mertebe, hiçbir sohbet ehlinin sohbetini kaçırmak istemem."