Şükreden, rahat eder...

A -
A +

Şükür; verilen nîmetleri yerli yerinde kullanmak, Allahü teâlâya, verdiği nîmetlerle isyân etmemek, nîmetleri kullanırken sâhibini unutmamak, görülen iyiliğe karşı teşekkür etmek ve Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak anlamındadır. Nisâ sûresinin 46. âyet-i kerimesinde meâlen; (Îmân eder ve şükür ederseniz azâb yapmam) buyurulmaktadır. İyilik edene, teşekkür ve duâ edilir. Bunu yapmayanın başına kakılır, kötülenir, incitilir. Çünkü, iyiliğe karşı iyilik yapmak insanlık vazîfesidir. Bu sebeple, her iyiliği yapan, ihsân eden Allahü teâlâya şükretmemek, kulluk hakkını ödememek, çok büyük bir kabahâttir. Allahü teâlâ, kullarına sayısız nimetler vermiş, rızıklar ihsân etmiştir. Bu nimetler, rızıklar, maddî ve ma'nevî olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır. Maddî rızıklar; yiyecek, içecek, giyecek ve benzerleridir. Mânevî rızıklar ise sayısızdır. Allahü teâlâ, bu sayısız nimet ve rızıkları kullarına ihsân etmiş ve kullarının da bunlardan faydalanmasını dilemiştir... HER NEFESTE İKİ NİMET Nefes alıp vermek, bu rızıkların başında gelmekte ve her mahlûk bundan faydalanmaktadır. Şeyh Sâdî Şirâzî hazretleri; "İnsanın içine çektiği her nefes hayâtın devâmına, dışarı verilen nefes ise, vücûdun ferahlamasına ve rahatlamasına vesîledir. Bu sebeple her nefeste iki nîmet vardır. Her nîmetin şükrü ise vâciptir" buyurmuştur. Allahü teâlâ, kulları arasında, âlimler, âmirler, rehberler, sadaka verenler, insanlara faydalı olan kimseler yaratmıştır. Bunların her biri ayrı ayrı birer rızıktır. İlme muhtâc olanlara âlimler, doğru yolu öğrenmeye muhtaç olanlara mürşid-i kâmiller yol gösterir. Yiyecek ve içeceği olmayanların ihtiyâcını sadaka verenler giderir. Adâlete muhtâç olan mazlumlara da, âdil âmirler yardım eder. İhsân edilen nimetlere şükredilirse, bu nimetler emredildiği şekilde kullanılırsa, insanlar rahat eder, huzurlu olurlar. Eğer Allahü teâlânın emirlerine uyulmaz, yasaklarından sıkınılmaz ve İslâm dîninin gösterdiği râhat, huzûr yolundan ayrılınırsa, dünyâda bereket kalmaz ve rızıklar da azalır. Zira Tâhâ sûresinin 124. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Beni unutursanız rızıklarınızı kısarım) buyurulmuştur. Bunun için, îmân rızkı, sıhhat rızkı, gıda rızkı, insanlık rızkı, merhamet rızkı ve dahâ nice rızıklar azalmıştır. Nahl sûresinin 33. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Allahü teâlâ, kullarına zulmetmez, haksızlık etmez. Onlar, kendilerini azâba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleri ile kendilerine zulüm ve işkence ediyorlar) buyurulmuştur. Allahü teâlâ, düşmanlarından intikam alıcı, çirkin işleri beğenmeyip âsilere azâb edicidir. Allahü teâlânın cezâsı çok çetindir. Peygamberlerden birisine bir cemâat gelip; -Efendim, Allahü teâlânın, kullarından râzı olmasının alâmeti nedir? diye sorarlar. Allahü teâlâ o peygamberine şöyle bildirir: (Onların işlerini, onların iyilerine seçilmişlerine bırakırım. Yâni âmirlerini iyilerden eylerim. Gazâbımın alâmeti odur ki, onların işlerini onların kötülerine bırakırım. Yâni adâletten ayrılan kimseleri onların başlarında bulundururum.) ŞÜKÜR, NİMETİ DEVAMLI KILAR... Hazret-i Ali buyuruyor ki: "Nîmetlere şükreden, onun elden çıkacağından korkmasın. Nîmete şükredenlere, onu arttıracağını Allahü teâlâ bildirdi. Nîmetin kıymetini bilmeyip, nankörlük edenlerin elinden o nîmet alınır. Nîmetin kıymetini bilmemek onun elden çıkmasına sebeptir. Şükür ise, onu devamlı kılar ve arttırır." Kutbüddîn İznikî hazretleri de; "Ne zaman Hak teâlâ, size sağlık, mal, evlât gibi nîmetler verse, sevinip 'Elhamdülillah, bizim Rabbimiz bize ikrâm eyledi' dersiniz. Ne vakit Allahü teâlâ size musîbet yani bir belâ verse, gam çekersiniz, sabretmezsiniz, şükretmeyi unutursunuz" buyurmuştur. Netice olarak, Allahü teâlânın ihsân ettiği nimetlere, rızıklara şükredilir, bu nimetler emredildiği şekilde kullanılırsa, insanlar rahat eder, huzûrlu olurlar. Şükredilmezse, nimetler ellerinden çıktığı gibi, dünyâda da, âhirette de, sıkıntı çekerler...