Her Müslümânın, kalbinden bütün kötü huyları çıkarıp, iyi ahlâkı yerleştirmesi lâzımdır. Birkaçını çıkarıp, birkaçını yerleştirmekle, insan güzel huylu olmaz. Tasavvuf, insanı bu kemâle kavuşturan yoldur. Böyle olmayan yola, tasavvuf denmez. Her ilmin, her sanatın sahteleri, bozukları olduğu gibi, dinden, İslâmiyetten, İslâmiyetin güzel ahlâkından haberleri olmayan sahtekârlar, yalancılar, kendilerini tarîkatcı, şeyh diye takdim etmişlerdir. Bunlara aldanmamalı, kitaplarını okumamalı, tuzaklarına düşmemelidir. Tasavvuf ilmi, kalb ile yapılması ve sakınılması lâzım olan şeyleri ve kalbin, rûhun temizlenmesi yollarını öğretir. Buna İlm-i ahlâk, İlm-i ihlâs da denir. Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmak demektir. Tesavvuf, iyi ahlâk edinmek ve İslâmiyete uymaktır. Allahü teâlâdan başka şeyleri kalbden çıkarıp bütün âzânın Muhammed aleyhisselâma uymasıdır. Tasavvuf, Muhammed aleyhisselâmın yolunda, izinde yürümek demektir. Yani, her sözünde, her işinde, her şeyde İslâmiyete yapışmaktır. "VESİLE ARAYINIZ!.." Tesavvuf yolunu iyi bilen ve isteyene yol gösteren âlim aramayı da İslâmiyet emretmektedir. Çünkü Mâide sûresinde meâlen; (Ona kavuşmak için vesîle arayınız!) buyurulmuştur. Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki: (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir.) (Evliyâ ol kimselerdir ki, Onlar görülünce, Allah hatırlanır.) (Her şeyin hâsıl olduğu yer vardır. Takvânın elde edildiği yer, âriflerin kalbleridir.) (Bâtın ilmi, Allahü teâlânın esrârından bir sırdır!) Merec-ül-bahreyn kitabında diyor ki: "Tasavvuf büyüklerinin hepsi, Ehl-i sünnet idi. Bid'at sâhiplerinden hiçbiri, Allahü teâlânın ma'rifetine yaklaşamamıştır. Vilâyet nûrları, bunların kalblerine girmemiştir. Amelde ve i'tikâdda olan bid'atin zulmeti, vilâyet nûrunun kalbe girmesine mâni olur. Kalb, bid'at pisliklerinden temizlenmedikçe ve Ehl-i sünnet i'tikâdı ile süslenmedikçe, hakîkat güneşinin ışıkları oraya giremez. O kalb, yakîn nûru ile aydınlanamaz." İslâmiyetin hükümlerine yapışmak, bir ağaç dikmek gibidir. Evliyâya hâsıl olan ilimler, bu ağacın meyveleri gibidir. Evet, ağaç dikmekten maksat, meyve elde etmektir. Fakat, meyve kazanmak için, ağaç dikmek şarttır. Yani, îmân olmazsa ve İslâmiyetin emirleri yapılmazsa, tasavvuf ve evliyâlık hâsıl olamaz. Böyle iddiâda bulunanlar, zındıktır, dinsizdir. Böyle kimselerden, arslandan kaçmaktan dahâ çok kaçmalıdır. Arslan, insanın yalnız canını alır. Bunlar ise, dînini ve îmânını alır. İmâm-ı Mâlik hazretleri; "Fıkıh öğrenmeyip, tasavvuf ile uğraşan, dinden çıkar, zındık olur. Fıkıh öğrenip tasavvuftan haberi olmayan, bid'at sâhibi yani sapık olur. Her ikisini edinen, hakîkate varır" buyurmuştur. Fıkhı doğru öğrenen ve tasavvufun zevkini alan, kâmil insan olur. Tasavvuf büyüklerinin hepsi kemâle gelmeden önce bir fıkıh âliminin mezhebinde idi. Tesavvufcunun mezhebi yoktur demek, mezheblerin hepsini bilir, hepsini gözetir, evlâ olanı, ihtiyâtlı olanı yapar demektir. Seyyid Emir Hamza hazretleri, talebelerine vasiyetinde buyuruyor ki: "KİMSEYE YÜK OLMAZLAR!" "Tasavvuf ehli olanlar, Resûlullah efendimizin sünnetine yâni İslâmiyete uyarlar. Harâm işlerden ve harâm yemekten sakınırlar. İnsanların yükünü çekip, kimseye yük olmazlar. Şöhretten sakınırlar. Müslümanlara acıyarak, onlara yumuşak davranırlar. Dâimâ Allahü teâlâdan korkarlar ve günahlarının affedilmesi için yalvarırlar. Gıybet etmezler. Dünyâya, dünyânın rahatlığına ve zînetine güvenmezler. Sâlihlerin ve Eshâb-ı kirâmın yolunda ve onların ahlâkı üzere olurlar. Büyükleri inkâr etmezler ve bid'at ehline uymazlar. Bunlar Ehl-i sünnettir. Hak üzere olan cemâattir. Sakın onların sevgisini kalbinizden çıkarmayınız. Çünkü onların sevgisi, Allahü teâlânın ve Resûlünün râzı olmasına sebeb olur." Netice olarak tasavvuf, insanı, Rabbine yaptığı ibâdetlerde lâzım olan ihlâsa ve insanlara karşı lâzım olan güzel ahlâka kavuşturan yoldur. İnsana bu yolu, Mürşid-i kâmil öğretir. Her ilmin mütehassısları vardır. İnsan, bir ilmi, bunun mütehassısından öğrenir. Tasavvuf ilminin mütehassısı, insân-ı kâmildir. Başka ilmlerin mütehassıslarına kâmil denmez.