Dinimiz, hastanın tedâvi olmasını, doktora gitmesini, ilâç kullanmasını tavsiye ve emretmektedir. Bu konuda İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki: "İlâç üç türlüdür: 1- Birinci kısım ilâçların tesîri, faydası katîdir, meydândadır. Ekmeğin açlığı, suyun susuzluğu gidermesi böyledir. Kinin bileşiklerinin sıtmaya, aşı ve serumların, antibiyotiklerin ve sülfamidlerin de bakterilere karşı tesîri böyledir. İbni Âbidînde deniyor ki: "Ölmeyecek kadar ve namâzı ayakta kılabilecek kadar yemek, içmek farzdır. Bu kadar yememek büyük günâhtır." Görülüyor ki, faydası katî olan ilâçları kullanmak farz olmaktadır. Tesîri katî olan sebeplere yapışmanın vâcib olduğu ve bunları kullanmayıp zarar görmenin günâh olduğu Hadîkada yazılıdır. Tesîri muhakkak olan bu gibi ilâçları kullanmamak tevekkül değil, ahmaklıktır ve harâmdır. 2- İkinci kısım ilâçların tesîri katî olmadığı gibi, zan ile de değildir. Fayda ihtimâli vardır. Efsûn yani fen yolu ile tecrübe edilmemiş maddeler ve Kur'ân-ı kerîmden olmayan, manâsız yazılar kullanmak, ateşle dağlamak, fal bakarak, uğurlu sanarak kullanılan şeyler böyledir. 3- Üçüncü kısım ilâçlar, birinci ve ikinci kısım arasında olanlardır. Bunların faydaları katî değilse de, fazla zan olunur. Damardan kan alma, deriden hacâmat yapmak, müshil almak, tesîrleri şüpheli olan piyasada mevcût yüzlerce ilâcı kullanmak böyledir. Bunları kullanmamak, harâm değildir. Çok kimseler için, bunları kullanmak dahâ iyidir. Bâzan da, kullanmamak dahâ iyi olur. Tevekkül etmek için, bunları terk etmek lâzım değildir. Çünkü Peygamber efendimiz; (Ey Allahın kulları! İlâç kullanın!) buyurdu. Bir kerre de; (Her hastalığın ilâcı vardır. Yalnız ölüme çâre yoktur) buyurdu. Kendilerine; -İlâç, kazâ ve kaderi değiştirir mi dediklerinde; -Kazâ ve kader, insana ilâcı kullandırır buyurdu. Bir hadîs-i şerîfte; (Bütün Meleklerden işittim ki, ümmetine söyle, hacâmat yaptırsınlar. Yani kan aldırsınlar dediler) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfte; (Arabî ayın onyedinci veyâ ondokuzuncu veyâ yirmibirinci günleri hacâmat olunuz ki, kan artarsa yani tansiyon yükselirse, ölüme sebep olur) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfte; (Allahü teâlânın ölüme sebep yaptığı hastalıklardan birisi, kanın artmasıdır) buyurdu." Tansiyon artınca kan aldırmak, tansiyon düşürücü ilâç almak, mikrop hastalıklarında, antibiyotikler, sülfamitler ve başka antiseptikler kullanmak ve dezenfekte, yani mikrop imhâsı yapmak ile, elbisedeki, yataktaki akrebi, yılanı öldürmek ve yangını söndürmek arasında bir fark yoktur. Çünkü hepsi insanı öldüren şeydir. Tevekkül için, bunları terk etmek lâzım değildir. Peygamber efendimiz, Sa'd bin Mu'âz hazretleri için, fasd yani damardan kan aldırmasını emir buyurmuştu. Hazret-i Alînin mübârek gözü ağrıdığı zamân da, tâze hurma yememesini, pancar yaprağı, yoğurt ve pişmiş arpa yemesini söyledi. ŞİFÂ ALLAHÜ TEALADANDIR Peygamber efendimiz, her gece sürme sürerdi. Her ay hacâmat olurdu. Her sene ilâç içerdi. Vahiy geldiği zamân, mübârek başı ağrırdı. Mübârek başına kına bağlardı. Bir yeri yara olsa, oraya kına kordu. Bir şey bulunmadığı zamân, temiz toprak tozu ekerdi. Dahâ nice ilâç kullanmıştır. Mûsâ aleyhisselâm hastalanmıştı. İlâcını söylediler. -İlâç istemem, Allahü teâlâ şifâsını verir dedi. Hastalık uzadı ve ağırlaştı. O zamân vahiy gelip; (İlâç kullanmazsan, şifâ ihsân etmem) buyurulunca, ilâcı içti ve iyi oldu. Fakat kalbine bir şey geldi. Vahiy gelip, Allahü teâlâ buyurdu ki: (Sen tevekkül etmek için, benim âdetimi, hikmetimi değiştirmek istiyorsun. İlâçlara, faydalı tesîrleri kim verdi? Elbette ben yaratıyorum) buyurdu. Netice olarak, Allahü teâlâ, ilâçları, şifâ için sebep yapmıştır. Ekmek ile suyu doyurmaya sebep yaptığı gibi, ilâçları da, hastalıkları gidermeye sebep yapmıştır. Bütün sebepleri yaratan, bunlara tesîr kuvveti veren, Allahü teâlâdır. Doktora gitmeli, ilâç kullanmalı, şifâyı ise, Allahü teâlâdan istemelidir.