Zamân, çok kıymetli ve sınırlıdır. İnsana bir defa verilmektedir ve tekrarı da yoktur. Bunun için zamânı, en kıymetli işlerde kullanmalıdır. Zira Peygamber efendimiz; (Helekel-müsevvifûn! Yarın yaparım diyenler helâk oldu, ziyân etti) buyurmuşlardır. İbni Kayz hazretleri, kendisiyle görüşmek isteyenlere; "Zamânı durdurun ki, biz de sizinle konuşalım. Zîrâ zamân, geçip gitmekte ve bir daha da geri gelmemektedir. Onun kaybı öyle bir kayıptır ki, telâfisi mümkün değildir" buyururdu. Her işte olduğu gibi, zamânı değerlendirme konusunda da Din Büyükleri en güzelini yapmışlar ve; "Alâmet-ül makt, izâat-ül vakt" buyurarak, kötülüğün, ahmaklığın alâmetini, boş durmak olarak vasıflandırmışlardır. İmâm-ı Gazâlî hazretleri; "Geçmiş zamân elden çıkmıştır, gelecek ise henüz belli değildir. Öyle ise senin için mevcut olan, içinde bulunduğun şu ândır" buyurmuştur. Fudayl bin İyâd hazretlerini ziyârete gelenler; -Efendim, yoksa biz sizi meşgul mu ettik dediklerinde; -Evet doğru söylediniz. Zira kitap okuyordum ama sizin gelmeniz sebebi ile, kitap okumayı bırakmak zorunda kaldım cevabını vermiştir. İmâm-ı Mâlik hazretleri, helâda geçecek zamânı asgariye düşürme yollarını aramış ve bu maksatla üç günde bir defa helâya gidecek şekilde yeme ve içmeyi azaltmıştır. SERMAYESİ ERİYEN ADAM!.. Fahreddîn Râzî hazretleri, yaz günü medresesinde ders okuturken, yoldan geçmekte olan bir buz satıcısı; "Sermayesi eriyen bu şahsa yardım edin" diye bağırıyormuş. Buz satıcısının sesini işiten Fahreddîn Râzî hazretleri talebelerine dönerek; "İnsana verilen ömür de bir buz gibi hızla erimektedir. Allaha yemin olsun ki, yemek saatlerinde ilimle meşgul olamadığım için çok üzülürüm. Zîrâ vakit çok kıymetlidir" buyurmuştur. Muhammed Pârisâ hazretleri, sonra yaparız, yarın yaparız diyenlere; "Bugün dünkü günün yarınıdır. Bugün ne yaptınız ki, yarın ne yapacaksınız" cevabını verirlermiş. Yahya bin Hubeyr hazretleri, sevdiklerinden birine hitaben; "Korunması için gayret göstermen gereken en kıymetli şey, vakittir. Fakat görüyorum ki, en kolay kaybettiğin şey de odur" buyurmuştur. İmâm-ı Şa'rânî hazretleri, insanların zamânı kullanmaları hususunda; "Sıradan bir insan, zamânı nasıl bitireceğini, akıllı bir insan ise, zamânı nasıl kullanacağını düşünür" buyurmuştur. İbrahim bin Ethem hazretleri dostlarıyla sohbet ederken, içlerinden birisi; -Efendim, siz vakitlerinizi nasıl geçiriyorsunuz ve başınıza gelen hâdiseleri nasıl karşılıyorsunuz diye sual eder. İbrahim bin Ethem hazretleri de; -Hayatta karşılaştığım hâdiseleri atlarıma binerek karşılarım. Bir nîmete kavuşsam şükür atına, bir musîbete mâruz kalırsam sabır atına, bir ibâdet yapsam ihlâs atına, bir günah işlesem hemen tövbe atına biner, onunla karşılarım cevabını vermiştir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: ÖMRÜN EN KIYMETLİ ZAMANI "Gençlik, ömrün en kıymetli zamânıdır. İnsanın sıhhatli, kuvvetli olduğu zamândır. Bu zamân, her gün geçiyor, azalıyor. Erzel-i ömür olan ihtiyârlık yaklaşıyor. Yazıklar olsun ki, en şerefli, en lüzûmlu iş olan, ma'rifet-ullahı kazanmayı, hayâl olan erzel-i ömre bırakıyorsun. En şerefli olan zamânlarını, en zararlı, en kötü şey olan, nefsin arzûlarına kavuşmak için sarf ediyorsun. Peygamber efendimiz; (Yarına yaparım, yarına yaparım diyenler, aldandı) buyurdu. Allahü teâlâ, insanları ve cinleri Ma'rifet-ullaha ve Allahü teâlâyı tanımak ve Onun rızâsına, sevgisine kavuşmak için yarattı. Vakit, keskin bir kılınç gibidir. Yarına çıkacağımız belli değildir. Mühim işleri bugün yapmalı, mühim olmayanları yarına bırakmalıdır. Aklı olan böyle yapar." Netice olarak vakit yani insana verilen zamân, sınırlıdır ve de çok kıymetlidir. Bunun için bu kıymetli vakti, en iyi şekilde değerlendirmelidir. İmâm-ı Şâfiî hazretlerinin buyurduğu gibi: "Zamân kılınç gibidir. Sen onu kesmezsen, o seni keser. Biz zamânı ayıplarız. Halbuki ayıp bizdedir. Eğer zamân konuşacak olsa, mahcubiyetimizden kaçacak, gizlenecek yer ararız."