Zulüm, pâyidâr olmaz

A -
A +

Zulüm; adâletsizlik, adâletin sınırını aşmak, haksızlık etmek, başkasının mâlına, cânına, nâmûsuna zarar vermek anlamındadır. Adâlet, bir âmirin memleketi idâre için koyduğu kanûn, çizdiği hudût içinde hareket etmekir. Zulüm ise, bu kanûnun, bu hudûdun dışına çıkmaktır. Adâlet, kendi mülkünde olanı kullanmaktır. Zulüm ise, başkasının canına, malına, mülküne tecâvüz etmektir. Allahü teâlâ mutlak adâlet sâhibidir ve insanlara gönderdiği en son dîninde de tam bir adâlet vardır. Bu adâletin dışında ise zulüm vardır. Kur'ân-ı kerîm, adâleti emretmiş, zulmü ise harâm kılmıştır. Nisâ sûresinin 58. âyetinde meâlen; (İnsanlar arasında hükmettiğiniz zamân, adâlet ile hükmetmenizi Allahü teâlâ emreder) buyurulmuştur. "BİRBİRİNİZE ZULMETMEYİNİZ!" İnsanın, önce kendine, hareketlerine ve bütün uzuvlarına, sonra çoluk çocuğuna, komşularına, arkadaşlarına adâlet yapması lâzımdır. İdârecilerin de, millete adâletli olması gerekir. Demek ki, bir insanda adâlet huyunun bulunabilmesi için, önce kendi hareketlerinde, uzuvlarında adâlet bulunmalıdır. Her kuvvetini, her uzvunu, ne için yaratıldı ise, o yolda kullanmalıdır. Allahü teâlânın âdetini değiştirip, onları aklın ve İslâmiyetin beğenmediği yerlerde kullanmamalıdır. İnsanlar bir araya gelince, açıkgözler başkasının hakkına saldırır, güçlü olanlar zulmeder. Çünkü her nefis, istediğine kavuşmak ister, kendisi için tatlı olanı almaya uğraşır. Aynı şeylere sahip olmaya çalışanlar, çekişmeye, kavgaya başlar. Bir leşe toplanan köpeklerin birbirlerine hırlamaları gibi, aralarında dövüş başlar. Bunları ayırmak için, kuvvetli bir hâkim lâzım olur. Bu ise, Allahü teâlânın Peygamberleri vasıtası ile bildirdiği adâlet ile mümkün olur. Hadîs-i kudsîde; (Ey kullarım! Ben kendi nefsime zulmü harâm ettim. Onu sizin aranızda da harâm kıldım, birbirinize zulüm yapmayınız...) buyurulmuştur. İmâm-ı Gazâlî hazretleri, Kimyâ-i se'âdet ismindeki eserinde insanları dört kısma ayırmakta ve şöyle buyurmaktadır: "Bunlardan birinci kısımdakiler, dünyâda yemek içmek ve zevk etmekten başka bir şey bilmeyenlerdir. İkinci kısmıdakiler, cebir, şiddet, zulüm ile hareket edenlerdir. Üçüncü kısımdakiler, hîlekârlık ve mürâîlikle etrâfındakileri aldatanlardır. Dördüncü kısımdakiler ise güzel ahlâk sâhibi olan Müslümânlardır." Süleymân bin Cezâ hazretleri buyuruyor ki: "Ey oğul! Şakîlerin, kötü kimselerin alâmeti sende bulunmasın. Bu alâmetlerin evveli zulmetmektir. Zulüm üç kısımdır. Birincisi Allahü teâlâya âsî olmak. İkincisi zulmeden kimselere yardım etmek. Üçüncüsü kendi emri altında bulunanlara ezâ-cefâ etmek, onların ibâdet yapmalarına mâni olmak. Bu üç çeşit zulmü işleyenlerin varacakları yer Cehennemdir." Vaktiyle doğruluktan ve insanlıktan uzak bir kimse, Muhammed Bâkî-billah hazretlerinin komşularından birine eziyet verir, zulmeder. Muhammed Bâkî-billah hazretleri, o kimseye nasîhat eder. Fakat zâlim kimse, nasîhatleri kabûl etmez. Bâkî-billah hazretleri, mazluma merhametinin çokluğundan, o zâlime; -Merhameti gibi gayreti de çok olan büyük velîlerin komşularına yaptığınız bu iş sizi helâk eder, haberiniz olsun buyurur. İki, üç gün sonra o zâlim kimse, çok büyük bir suç işlerken yakalanır ve öldürülür. HİÇ KİMSEYİ İNCİTMEYİNİZ! Hadîkada buyuruluyor ki: "Zulüm ile öldürülene, idâm edilene, eziyet edilene bakmamalıdır. Zulüm ile ölmek ihtimâli bulunduğu için, böyle cezâ verilirken hiç bakmamalıdır. Hadîs-i şerîfte; (Bir kimse zulüm ile öldürülürken, orada bulunmayınız! Orada bulunup da, kurtarmayana lânet yağar) buyuruldu." Netice olarak, hiç kimseye eziyet vermemeli, zulmetmemeli, kimseyi incitmemelidir. Allahü teâlâ, zâlime imhâl eder yani belli bir müddet verir fakat ihmâl etmez. Her şey inceldiği zaman, zulüm ise kalınlaştığı zaman kopar, yıkılır. Hadis-i şerifte buyurulduğu gibi: (Bir kimse zulüm ile bir karış yer alsa, kıyâmet gününde o kimse yedi kat yerin dibine batıncaya kadar o yer boynuna takılır.)