Yanaklarında rahmet izi... İbn-i Abbâs Hazretleri Tâif’te vefat etti

Cenaze namazını kıldıran Muhammed bin el-Hanefiyye “Bugün, bu ümmetin en âlimi vefat etti. Onun vefatı Müslümanları çok üzdü” der.
ÖMER ÇETİN ENGİN / İLAHİYATÇI - Abdullah bin Abbâs hazretleri yine bir sohbetinde anlatır:
“Resûlullah Efendimiz bana şöyle buyurdu:
- Ey oğlum! Sana faydalı olacak ve Allahü teâlânın razı olduğu birkaç şey öğreteyim mi?
Sen Allahü teâlânın hakkını gözetirsen, O da seni gözetir. Genişlik vaktinde O’nu unutmazsan, sıkıntılı zamanında imdadına yetişir.
İnsanlar sana bir şey vermek için bir araya gelseler, o şeyi Allahü teâlâ takdîr etmedi ise vermeye güçleri yetmez. Bir şeyden seni men ettiklerinde, eğer Allahü teâlâ o şeyi takdîr etti ise, mâni olamazlar.
Yaptığını Allah için yap! Nefsinin hoşuna gitmeyen şeylere sabretmekte, senin için çok hayır ve iyilikler vardır. Allahü teâlânın yardımı, sabırla birlikte gelir. Sıkıntıdan sonra rahatlık vardır.”
GÖZLERİ GÖRMEZ OLDU
Abdullah bin Abbâs hazretleri, uzun boylu, güzel beyaz yüzlü, iri vücutludur. Sakalını kına ile boyar. Çok ağlaması sebebiyle, yanaklarında, gözyaşlarının bıraktığı izler görünür. Ömrünün sonuna doğru gözleri görmez olur. Bunun için şu içli beyti söyler:
Allah, gözlerimden görme nurunu aldıysa, dilimde ve kalbimde o nur devam ediyor.
HER NEFS GİBİ
Abdullah bin Abbâs hazretleri her nefs gibi günü gelir ve ölümü tadar. Ömrünün son günlerinde 7-8 gün hasta yattıktan sonra, 687 senesinde Tâif’te vefat eder. Cenaze namazını, Hazret-i Ali’nin oğlu Muhammed bin el-Hanefiyye kıldırır ve buyurur ki: - Bugün, bu ümmetin en âlimi vefat etti. Onun vefatı Müslümanları çok üzdü.
KABİR AZABINDAN KURTARIR
Kendileri anlatırlar:
“Birkaç Sahâbi yolculukta bir çadır kurduk. Burada kabir olduğunu bilmiyorduk. Birinin Mülk sûresini başından sonuna kadar okuduğunu işittik. Medîne’ye gelince, bunu Resûlullah’a arz ettik. Buyurdular ki:
- Bu sûre, ölüyü kabirdeki azâbdan kurtarır.”
ZİKRİ TERK ETMEYİN
Bu yazı serisinin son bölümünü mübarek sözlerine ayıralım:
- Allahü teâlâ bütün emirleri için bir sınır koymuş, bu sınırı aşınca, özür saymıştır. Özür olanı affetmiştir. Yalnız, zikrediniz emri, böyle değildir. Bunun için bir sınır ve özür tanımamıştır. Hiçbir özür ile zikir terkedilmez. Çünkü O, “Dururken, otururken ve yatarken de zikrediniz! Her yerde, her hâlde, dil ile ve kalb ile zikredin! Beni hiç unutmayın” buyurdu.
- Dağlar dahi birbirine karşı azsa, azgın cezasını bulacaktır.
- Benim için gecenin az bir vaktini ilme ayırmak, bütün geceyi ibadetle geçirmekten daha sevimlidir.
- İnsanlara hayrı öğretenler için, denizdeki balıklara varıncaya kadar her şey, Allahü teâlâdan magfiret diler.
- Resûlullah Efendimiz misvak kullanmak hususunda bize öyle emirler verirdi ki, bu hususta bir âyet geleceğini zannederdik.
- Her binanın bir temeli vardır. İslâm binasının temeli de güzel ahlaktır.
- Zengine ikram edip, fakire ihanet eden mel’undur.
- Kıyamet günü Cennete ilk davet edilecek olanlar, her durumda Allahü teâlâya hamdedenlerdir.
Talebesi Mücâhid bin Cebr (rahmetullahi aleyh) şöyle anlatır: “Ben Kur’ân-ı kerîmi otuz defa İbn-i Abbâs hazretlerinin huzurunda okudum. Her âyeti okudukça üzerinde durup, izahını ve nüzul (iniş) sebebini sorup öğrendim. İbn-i Abbâs hazretleri, İbrâhîm aleyhisselâmın öz babasının Târûh olup, putperest olan Âzer’in ise, üvey babası ve amcası olduğunu bize bildirdi.
Verdiğiniz bu güzel bilgiler için çok teşekkür ediyorum, sağolun varolun inşallah.