54 tekzip ve düşündürdükleri

A -
A +

"Külliyen yalan ve iftira..." Kim diyor bunu, spor medyasına Ocak-2006'dan bugüne tam 54 tekzip yollayan başkan Aziz Yıldırım'ın önderliğindeki F.Bahçe yönetimi!.. Niçin yapıyor bu infiali, sarı - lacivertli kulüp hakkındaki spekülasyonlara son vermek için!.. Pekii, spor medyası bu kadar güvenilmez mi? Şimdi iğneyi başkasına çuvaldızı kendimize batırma zamanı... Şimdi otokritik zamanı... Elbette istisnalar kaideyi bozmaz!.. Ama F.Bahçe'ye dünya futbolundan her gün birkaç yıldızı birden transfer eden spor medyasının bu hali düşündürücü değil mi? Değilse, "Şu tarihte siz, ya da falanca yöneticiniz, yalan dediğiniz transfer haberlerini bize şurada bu bildirdi" deyip, Aziz Yıldırım'a sormak lazım, "Kim yalancı başkan?" Maalesef, spor medyamız bunu diyemiyor ise "Külliyen yalan ve iftira" ithamından dolayı Yıldırım ve yönetimine kızıp öfkelenmek yerine her sabah haber toplantısına oturulduğunda şu soruları kendi kendimize yöneltmeli: "Spor medyası nasıl bu duruma geldi? ...Ve, eski saygınlığına nasıl ulaşır?" Evet, bu meseleler tek başına, TSYD'nin üstesinden geleceği bir şey de değil. Bugün artık her biri bir "duayen" olan eski başkanlarımız sayın Necmi Tanyolaç, Kahraman Bapçum, Togay Bayatlı, Doğan Koloğlu ve Atilla Gökçe ile meslekteki ağabeylerimizle, spor servisi müdürlerini bir araya getirip, bu meseleleri ciddi ciddi tartışmalı ve erozyona uğrayan spor gazetecisi kimliğini yeniden eski güçlü konumuna getirecek çaba içine girmeli. Aksi halde daha çok başkandan zılgıt yemeye devam eder bu meslek. Akıllı ve amatör yöneticiler Nur içinde yatsın Nasrettin Hoca!.. Hani bizim hoca çocuğunu suya yollarken kulağını çekermiş. Komşuları, "Hoca niçin kulak çekiyorsun?" deyince, "Su yolunda testiyi kırmasın!" diye cevap verirmiş. Demek ki, maksat suya giderken testiden olmamak. Yani kâr edeyim derken zarara uğramamak. Şimdi örneklerimize dönelim... Birincisi F.Bahçeli Appiah'ın A.Gücü maçında oyundan alınırken Daum'a yaptığı "Sen kafayı yemişin" demeye gelen bir hareket var ki, Avrupa'da böyle bir harekete vericelecek ceza 4 maçtan aşağı olmaz! Hatta, bir insan o hareketi sokakta birine yapsa hapis cezası bile olabilir. Böylesine vahim bir durumu, F.Bahçe yönetimi soğukkanlı ve akılcı bir taktikle tatlıya bağladı. Appiah'ın özür dilemesini sağladı ve olayı kapatıp, futbolcusunun performansından faydalanmaya devam etti. İkincisi Afrika Kupası'nda şampiyon olmuş, vitrine çıkmış, Beşiktaş için kaymaklı kadayıf olan Ahmed Hassan'ın 24 saat geç dönmesinden dolayı siyah-beyazlı yönetimin takındığı tavır... Yani, güya Tigana'nın isteğiyle Mısırlı futbolcu, bu disiplinsiz davranışından dolayı kadro dışı bırakılıp, PAF takımına gönderildi. Peki, bir düşünün bu karardan dolayı kim kazanıp kim kaybetti? Beşiktaş mı, asla değil... Çünkü, Ahmed Hassan'ın sözleşmesi sezon sonu zaten bitiyor. Bu oyuncu serbest kalıyor. Şu anda da Tigana, "Erken gelseydi, onu oynatacaktım" diyor ve gerçekten ihtiyacı olduğunu ifade ettiğine göre kaybeden Beşiktaş... Halbuki, siyah-beyazlı yönetim zaten vitrine çıkmış olan Ahmed Hassan'ın sözleşmesini uzatıp, daha sonra da bu davranışından dolayı, futbolcuya para cezası verseydi, daha kârlı bir iş yapmış olmaz mıydı? Ayrıca, sezon sonu satmayı düşünüyorduysa da serbest bırakmak yerine menajerlerle anlaşır, Serdar Bilgili'nin Nihat'ı İspanya'ya pazarladığı gibi iyi bir rakama pekala Mısırlı futbolcuyu satabilirdi. Neyse ki yanlıştan çabuk dönüp A.Hassan'ı affettiler.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.