Algılar insanı yanıltabilir ama adalet yanılmamalı. Futbol Federasyonu'nun "58. maddeyi yeniden düzenleyelim" arzusu için yapılan yorumlara bakın: "Bu, bir defadan bir şey çıkmaz mantığıdır ki, şike ile eşdeğerdir!" Yok tam olarak öyle değil; "Bu F.Bahçe'yi kurtarma operasyonudur!" Metris'in yorumu daha başka... "Hayır, bu düzenleme, teşvike teşebbüsü şike gibi suç sayan maddeyi kaldırarak, başkalarını kurtarma operasyonudur. Değişmemeli. F.Bahçe'den kimse Genel Kurula gitmemeli!" Beyler, maksadınız üzüm yemek mi yoksa bağcıyı dövmek mi? "Futbol", vicdanlarda çoktan mahkum olmuş, sevgi ve güven kaybediyor, tribünler boşalıyor, sponsor desteğini çekiyor, yabancı ülkeyi terk ediyor. Bütün dünya, Türk futboluna cüzzamlıymış gibi bakıyor! Siz ne yapıyorsunuz? Ele ele verip, futbolu düştüğü bataklıktan çıkarmak varken; kör bir inatla birbirinizin ayağına çelme takmaya çalışıyorsunuz. Yazık! Beyler unutmayalım; bu gemi batarsa, "Temizim" diyen de, "kirli" olan da batar. Dikkat! Federasyon Başkanı Mehmet Ali Aydınlar'a iyi kulak verin, "Küme düşme kalksın" demiyor. Ne diyor, dediği şu; "58. maddedeki suç ve cezalar tek tip, ayrılmalı; şike yapan ile şikeye teşebbüs edeni, teşvik veren ile teşvike teşebbüs edeni ayıralım. Cezaları, küme düşme, puan silme ve para cezası olarak yeniden tasnif edelim. Bunu da, futbol ailesinin paydaşlarıyla tartışarak yapalım." Söyleyin, bunda ne fenalık var? En iyisi hangisi! Avrupa en iyi teknik adamı arıyor, sizce hangisi en iyisi? 1. Josep Guardiola 2. Sir Alex Ferguson 3. AndrÈ Villas-Boas 4. Jürgen Klopp 5. Rudi Garcia. Hocaların Hocası! Öcal Uluç ağabeyim, "Hocam" demiş, köşesinde, şahsıma. Hocaların Hocası'na "hocalık" etmek ne haddime. Utandım, sıkıldım, ezildim! Ama itiraf edeyim. Uluç ailesinin hakkı büyük, üzerimde... Gazeteciliğin temel prensiplerini kuzenleri Mehmet Ali Kışlalı ustanın yönettiği Yeni Gün'deki hikayelerini dinleyerek büyüdüm. Hâlâ hatırladıkça, "Nerede o gazetecilik?" diye hayıflanıyorum. Haberciliğin inceliklerini, muhterem dayıları Necati Bilgiç ağabeyden öğrendim. Ses getiren röportajın fark, üslup ve inceliklerini kardeşi Hıncal Uluç büyüğümden. Basın toplantılarından özel haber çıkarma yeteneğimi ve gazeteci ile teybin farkını ise bizatihi kendisinden öğrendim. Bunları nasıl inkar edebilirim? O yüzden iltifatınızı şahsıma değil, "HOCAM" köşesine atfedilen bir beğeni ve omuzlarıma yüklenen yeni ve ağır bir sorumluluk olarak algılıyorum, Öcal ağabey! Amrabat! G.Saray'ın da peşinde olduğu Faslı yıldız Amrabat pek kıymetlendi. Talipleri çok... Sakın bana, "Kayserispor Başkanı 'Amrabat'ı hiçbir kulübe vermeyeceğiz' dedi" masalını anlatmayın. Daha önce de Mehmet Topuz ve Gökhan Gönül için'de aynı şeyi söylememiş miydi Recep Mamur? Ne oldu? Dümende kim olacak? Buyurun tartışmaya; "Futbol Genel Direktörü Tayfur Havutçu mu yoksa emanetçi Carvalhal mi dümende olacak? Beşiktaş'ın kimyasını bozacak bu belirsizlik için yorumum şu: Futbol Genel Direktörü, Sportif Direktör ve Genel Menajer gibi makamlar ne kadar popüler olursa olsun, bir takımın bir tane patronu olur, birkaç tane değil! Olursa ne mi olur, iki aşçıdan asla lezzetli bir yemek çıkmaz. Uyanık Capello! İngiltere Milli Takımı'nın uyanık İtalyan çalıştırıcısı Fabio Capello, EURO-2012'de muhtemel rakibi için diyor ki, "Almanya, Türk oyuncuları çalıyor!" Yalan değil; Mesut Özil, Serdar Taşcı, İlkay Göndoğan... hepsi de Almanya'yı tercih etmişler. Peki neden? Bizim 70 milyondan 7 dünya yıldızı çıkaramadığımız dönemde Almanlar 3.5 milyon Türk'ün arasından onları seçip, yıldızlaştırdığı için. Capello'nun dediği gibi para için değil. Duygularla oynayan uyanık İtalyan'a diyeceğim şu, yemezler! Onlar, Türkiye'nin kramponlu diplomatları...