7 Eylül yaklaşıyor ya, merakım dağ gibi.
2020 Olimpiyatları'nı İstanbul kazanacak mı?
Madrid mi, Tokyo mu faslını düşünmek bile istemiyorum.
Ama Japonlar ve İspanyollar olayı yoğun yaşıyor.
Biz ise futbola odaklanmışız; IOC üyelerinin eğilimi ne?
Gözlemler, hazırlıklar, oylama gününe kadar yapılması gerekenler ne?
Bihaberiz!
Oysa, asrın projesi askıda gün sayıyor ana gündem ise varsa yoksa futbol.
Maalesef, İstanbul2020'yi anlatan ne bir haber, ne bir röportaj ne de bir analiz yazısı var.
Bunu anlatması gerekenler de suskun.
Mesela, İBB Başkanı Kadir Topbaş'ı sessizliğe iten ne?
Kimse 'protokol' masalı anlatmasın. Çünkü buna dışarıda kimse inanmaz.
IOC üyeleri belediye başkanının kararlılığına bakar; olimpik heyecanı, arzuyu, samimiyeti gösterip göstermediğine.
Diyeceksiniz ki; Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın, Spor Bakanımızın konuyu sahiplenmesi yetmez mi?
İnanın, yetmez!
Çünkü, o destek sadece detaydır, IOC'nin 95 üyesi için asıl olan İBB'nin ne yaptığıdır.
...Ki, o noktada Kadir Başkanın hakkını teslim edelim; çevre, ulaşım, telekomünikasyon, konaklama ağırlama ve güvenlik açısından İstanbul'a çağ atlattı.
Peki, bu hizmetleri ne kadar anlatabildik?
İşte sorun burada.
Heyhat!
Söyleyin, bu ülkede 'spor' , sadece 'futbol' dan mı ibaret?
Bir koltukta iki karpuz!
Milli Takım'da nöbet değişimi; Abdullah Avcı gitti, Fatih Terim geliyor.
Aslında; gençlik ve tecrübe denkleminde olması gereken oluyor.
Nihayetinde Avcı , zamansız gelmişti.
Ama bizde göle maya çalmak adettendir.
Kaza üstüne kaza yaşanınca; türküdeki gibi "Ham meyvayı kopardılar dalından" terennümü.
Yazık!
TFF çaresiz, Terim 'e "Buyur" dedi.
"Yeter ki gel de iki takımı birden çalıştır!"
Bir koltukta iki karpuz abes ile iştigal!
Güle güle müdür!
Naci Arkan ağabeyi uğurladık.
Adettendir, her gidenin ardından methiye dizmek.
Ama bu öyle değil.
Titizdi, seçiciydi, zor beğenirdi, renge, çizgiye, kadraja, hurufata, laf aramızda aynaya baksa "Bu niye böyle durmuş" diye suretine çekidüzen vermeye çalışırdı.
Çünkü iyi gazeteci ve mükemmeli arayan adamdı.
Çekti gitti, giderken elime bir torba kitap tutuşturdu, nazımız geçerdi birbirimize, takıldım:
"Ağabey, biz seni ellerimizin üstünde taşımaya ahdettik, senin taşıttığın şeye bak!"
Gülüştük ve göz pınarlarımız doldu, ayrılık zor şey.
"Güle güle" diyemiyorum, her şey gönlünce olsun başkan.
Müjde!
Arsenal maçı mı yoksa malum dava mı?
Bence ikincisi, çünkü beklenen an geldi çattı.
Beşiktaş savunmasını yaptı.
Şimdi F.Bahçe'nin davası görülüyor. CAS'ta, UEFA ile 65 kişilik F.Bahçe heyeti inanılmaz bir hukuk mücadelesi veriyor.
Sihirli kelime"ADALET!"
Her ne kadar, bu kavram bizde yıllar önce küme düşen bir kulüp adını hatırlatsa da Avrupa'da hâlâ yüksek manalar ifade eden adalet .
Sonuç mu?
Lütfen, 28 Ağustos'u bekleyin.
Bu örnekler çoğalmalı
Trabzonspor Başkanı Hacıosmanoğlu'nun maçı, Beşiktaşlıların arasında seyretmesi.
G.Saray tribünlerinin, rakibi Muhammed'in röveşata golünü alkışlarıyla ödüllendirmesi.
F.Bahçe taraftarlarının 2-0'dan 3-2 kaybettiği Konyaspor'un galibiyetini alkışlaması.