Bir final izledik geçen hafta "İşte futbol bu" dedirten bir final.
İmrendim!
Sahi, neden o takımlardan biri Spor Toto Süper Lig'den olmaz ki?
Ahh! Geçiniz.
Aslında tecrübe ile tutkunun finalden öte mücadelesiydi, iki Alman devi Bayern ile B.Dortmund'un Wembley buluşması.
Futbolseverler popüler oyunun bütün güzelliklerini doyasıya yaşarken, 68'lik Jupp Heynckes tecrübeyi avantaja dönüştürmenin keyfini çıkardı, stratejik hamlelerle 45'lik Jürgen Klopp'u alt ederek.
Tabii, iki takımın birlikte hareket eden bütünlüğü ve o müthiş koşu karşısında, Avrupa'da Şampiyonlar Ligi şampiyonu kupasını kaldırması arzulanan F.Bahçe'yi düşününce cevabını aradığım soru şuydu:
"Aykut Kocaman, Alex'i neden istemedi?"
Aslında cevap, soruda gizliydi, "Koşmayan bu ligde oynayamaz!"
Neden?
Çünkü yetenek tek başına büyük hedefleri kazanmak için yetmiyor.
Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Real Madrid'e kaybeden Fatih Terim'in Drogba ve Sneijder'li G.Saray'ı için de geçerli bu tespit...
Gerçek şu; büyük hedefler, yüksek kalite ve büyük çaba istiyor.
Düşünün, Klopp'un talebeleri 116 bin 572 kilometre koşmuş, o finalde. -Ki, bu rakam B.Dortmund'un sezon ortalamasından 4,5 kilometre daha az. Şimdi bu tempoda Alex'i düşünün, inanın dalağı şişer, maçı bırakırdı.
Ama Kocaman bunu Alex sevdalılarına anlatamadı, o sevgi karşısında anlatamazdı da. Kardeş Ali Yıldırım olayı istifanın bahanesi.
Geçelim.
İlkay Gündoğan'ın ilk on bir, Nuri'nin de kulübede başladığı finalde B.Dortmund'un o yüksek "kazanma arzusu"na karşılık hiç acele etmeden oynayan Bayern'in "bekle, gör" taktiği; alabildiğine dengeli, kontrollü ve sonunu önceden kestiren güven dolu oyun, ders niteliğindeydi.
Nitekim Bayern kupaya adını verirken çok düşündüm, "Biz bu hayalin kaç yıl uzağındayız?" diye.
Yangına giden körükçü G.Saray cadı kazanı gibi fokur fokur kaynıyor.
Les Ottomans Otel'deki buluşma sorunu çözer mi, bilmem.
Ama bir gerçek var ki; olağanüstü kongre çağrısı ile o kazanın altına odun atan kişi hiç tartışmasız başkan Ünal Aysal'dan başkası değil.
Peki, neden yangına giden körükçü rolüne soyundu, birden bire Aysal?
Bu, "Başarıyı paylaşamamak"tan kaynaklanan bir "harakiri" olabilir mi?
G.Saraylı bir dostum, "Başkan, her patron gibi köpük alıyor" diyor.
-Yani?
"Köpükleri almak gerekir ki, yemeğin gazı gitsin, lezzeti yerine gelsin."
Öyle boş bakmışım ki devam ediyor anlatmaya; "Başkan çok büyük düşünüyor. Ama bu kadro ile o hedefe ulaşmanın zor olduğuna inanıyor. G.Saray'ı kendi etik değerleri üstünde sil baştan yeniden kurgulayarak Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmanın yolunu yapıyor."
-Sil baştan öyle mi?
"Evet, yönetimi de değiştireceksin, gerekirse..."
Bu nasıl bir kurgudur ki, değişimin odağında G.Saray'a 8 sezonda 6 şampiyonluk kazandıran Fatih Terim duruyor?
"Hayır" diyor, "Bu doğru değil, Terim'i doğrudan kendine bağlıyor başkan!"
Daha da şaşırıyorum, "Ben futboldan anlamam" diyen Aysal'ın kendisi değil miydi?
Cevap net, "Öyle ama başkanı da anlamak gerekir."
Doğrusu anlamam güç, tıpkı Terim'in bir gün F.Bahçe'yi çalıştırma ihtimalini düşünmek gibi bir şey bu.
Ama futbolda olmaz olmaz!
Nitekim büyük başarılar alınan riskler sonucu elde edilir.
Ancak başkan ne kibar ve bir hamle ile bütün taşları yerinden oynatacak kadar zeki olsa da, bir gerçek var ki; Terim'le oyun oynanmaz!
Hoş geldiniz?Çaykur Rize, Kayseri Erciyes ve Torku Konyaspor, artı Spor Toto Süper Lig'in oyuncuları.
Üçüne de "hoş geldin" derken, üçünden de asansör takım olmak yerine, futbolumuza kalıcı yeni heyecanlar katmalarını bekliyoruz.