Muhteşem sonuç Fenerbahçe adına maçın ilk yarısındaki skor, ancak gerçek şu; Bucaspor karşılaşmasının sonucu önceden belliydi. Nitekim "güçlü" ile "güçsüz"ün haksız rekabetinde kafadan kopardı Bucasporun bütün umutlarını F.Bahçe Alex'in 1. dakikadaki şok golüyle. Ondan sonra kıvransın dursun Samet Aybaba. Ne zor şey böyle bir durumda teknik adam olmak. Genç Gökay'ın nasıl oynayacağını merak ederken, bir Alex resitali izledik maçta. Niang ile olan uyumu muhteşemdi. Attığı birbirinden güzel gollerle hem geceye damgasını vurdu, hem de Puskaş Ergun'la başlayan miladi golcüler zincirine 3 bininci golü atan oyuncu olarak eklenip "Alex" adını Fenerbahçe kütüğüne kazıdı. Helal olsun. Bu aynı zamanda kendisini eleştiren muhaliflerin olumsuz görüşlerini çöpe atmaktan başka bir şey değildi: "Alex asla tartışılmaz!.." Böyle bir günde F.Bahçe'nin Emre'siz oyunda kanatları ne kadar iyi kullandığını ya da kontrada yakalanıp gereksiz pozisyonlar verip goller yiyişini anlatmanın önemi var mı? Önemli olan F.Bahçe'nin kazanmasıydı. Fenerbahçe'nin rakipleri! Şurası bir gerçek ki; olur-olmaz, o ayrı bir konu ama şampiyonluk yarışının her zaman en iddialısı Fenerbahçe'dir. Hatta o büyük yarışın nabzıdır. Çünkü Fenerbahçesiz bir yarış asla düşünülemez. Ancak o büyük yarışta yalnız değil Fenerbahçe, bu defa. Bilinen rakipleri; Bursaspor, Trabzonspor, Beşiktaş ve Galatasaray zincirine eklenen yeni ve en güçlü halka oldu Kayserispor! Diyeceksiniz ki, bir maçta nasıl anladınız, bunu? Bir maçta değil tabii ki, şampiyonluk yarışının içindeki takımların hepsini seyrettim. Fakat çıplak gözle seyretmediğim tek takım Kayserispor'du bu sezon. Önceki gün, Galatasaray karşısında onları da seyrettim. İtiraf edeyim, hayran oldum Kayserispor'a. Çok komplike bir takım olmuşlar. Saha yerleşimleri, oyuncu paylaşımları, topun sürekli arkasında kalarak oyunu forse edip, isabetli pas yüzdesi yüksek bir tempo ile kolayca pozisyon üreten ofansif özellikleriyle, insanı büyüleyen bir havaları var. Şu an tek eksikleri, gol! Ama zaman içinde onun da üstesinden gelebilecek bir potansiyele sahipler. Schuster de hayran olurdu! Kanaatimce, bu ligin en radikali, "Bu ligde 1960'ların futbolu oynanıyor" diyen Beşiktaş Teknik Direktörü Bernd Schuster'dir. Alman teknik adam, Kayserispor-Galatasaray maçını seyretmiş olsa eminim, Barcelona-Real Madrid tadındaki mücadeleye o da hayran kalırdı. Şota temkinli! Maçtan sonra Şota ile de konuştum, gayet akıcı bir Türkçesi vardı Gürcü teknik adamın. Oldukça da espriliydi. Grubuna nasıl hakim olduğu futbolcularının yanından geçerken gösterdikleri saygıdan açıkça anlaşılıyordu. Etkilendim! Zirveyi sordum, "Ooo", dedi Şota, "Şampiyonluk çok zor!" Sonra, "Bu hafta, Bursaspor'la oynayacağız, G.Saray da Beşiktaş'la oynayacak. Bu iki maçın sonucu çok önemli." - Nasıl yani? Şota tekrarladı, "Şampiyonluk gerçekten çok zor! Daha çok yeni bir takımız, eksiklerimiz, sakatlarımız var. Ama oynadığımız futbol, bizi bir yerlere götürecek orası kesin." Taraftarı sordum, "Bu maça kadar en büyük eksiğimizdi tribünler. Şimdi o güce de sahibiz. Bu büyük avantaj. Bu sevgi bizi daha iddialı olmaya zorlayacak" dedi. Zemin büyük tehlike! O ihtişamlı Kadir Has Stadı'nın çimleri yenilenmiş. Ama futbolcular bu halinden de memnun değil, "Zemin en büyük tehlike. Sakatlanacağız diye yapmamız gereken hamleleri yapamıyoruz" diyor Selim Teber! G.Saray'ı Kerimoğlu'na sordum! Galatasaray, bu sezon seyrettiğim maçlar içindeki en etkili futbolunu Kayserispor'a karşı oynadı. Pozitif futbol adına gol dışında hiçbir eksikleri yoktu. Fiziki dirençleri, oyun yapıları, kazanma arzuları, takım içi dayanışma ve öne doğru oynama istekleriyle sanki Fatih Terim dönemindeki şampiyon takım dönüyormuş düşüncesini uyandırdılar bende. Maçtan sonra, bu farklılaşmanın sebebini Galatasaray Antrenörü Tugay Kerimoğlu'na sordum, "Yavaş yavaş bir şeyleri değiştiriyoruz. Ama asıl Galatasaray'ı ligin ikinci yarısında göreceksiniz" dedi, Hoca. Belli ki, Hagi ile yeni bir yola girildiği hissi bütün takımda uyanmış. Rikaard sonrası yeniden tesis edilen sevgi-saygı ve özgüven ortamından duyulan mutluluk, başta kaptan Ayhan olmak üzere mixed zone'da konuştuğum Galatasaraylı her futbolcunun yüzünden açıkça okunuyordu. Ali Turan-Sabri ikilisi Öyle ki, yılların stoperi Ali Turan, sağ bek oynuyor. Üstelik Sabri ile arkalı önlü oynayan ve birbirini tamamlayan mükemmel bir ikili olmuşlar. Sağ kulvardan ne bindirmeler yaptılar, anlatamam! Elano'yu hırs basmış! Elano henüz Hagi'nin istediği gibi olmasa da istekli ve çalışkan. Belli ki, Rumen teknik adam, bu futbolcuyu, bir cevher gibi işlemeye azmetmiş. Hele Pino, Kevell ve Barış tabelayı değiştirmek için gösterdikleri o inanılmaz çabanın sonucu gol üretemese de takdire şayandı. Polat'ın yüzü güldü! Özetle, Kayseri'den üç puanla dönemeseler de oynanan olumlu futboldan dolayı biraz rahatlamıştı G.Saray Yönetimi. İddia ediyorum ki; istenmeyen sonuçlar, genel kurul üyelerinin baskıları ile bunalan Başkan Adnan Polat'ın uzun bir aradan sonra ilk defa yüzü güldü Kayseri'de.