Alexli mi, Alexsiz mi? F.Bahçe'ye faydası yok bu tartışmanın. Bir gerçek var ki; Alex artık eski Alex değil ve sarı-lacivertli takımda esaslı bir değişim kaçınılmaz görünüyor. Diyeceksiniz ki, niye? İçerideki lig ve kupa mücadelesi bir tarafa ama UEFA Avrupa Ligi'nde F.Bahçe'yi takım gibi takım yapabilmek için şart, bu. Soru şu; reform yönetimden mi başlamalı, teknik heyetten mi yoksa futbolculardan mı? Sivasspor deplasmanının ortaya çıkardığı gerçek ise; değişim bir an önce başlaması. Şu hale bakın; onca tartışmadan sonra başkan Yıldırım'ın el koymasıyla zoraki barış sağlanmış. 11'de ve kaptan olarak çıkmış Alex, Sivas maçına. Bir futbolcu daha ne ister? Burada soralım; Alex'siz F.Bahçe ile Alex'li F.Bahçe arasında değişen ne? Düşünün, kilit adam 70 dakika sahada ama bir kafa vuruşu dışında yok oyunda. Bu durumda teknik adama düşen nedir, değişikliğe gitmek değil mi? Kocaman da onu yapıyor, Topuz-Caner ve Alex-Stoch değişikliğine gidiyor. Vay sen misin bunu yapan? Alex'in sahayı öyle bir terk edişi var ki; kenar yönetimine "Ben bunu sana bırakmam!" tehdidi altında. Hocası, "Alex" diye sesleniyor ama Brezilyalının tınladığı yok. Sanırım, Sivas'daki bu görüntü, F.Bahçe'nin nasıl bir takım olduğunu anlatmaya yeter de artar! Gerisi hikâye! Teferruata girip de "Cristian niye yok?" demenin, taktik analiz yapmanın, gol atması gereken Kuyt'ın Beyoğlu'nda film setindeymiş gibi kendini yere atışındaki rol kesişişinden dem vurmanın, Sow'un kaleci Borjan'a takılışının nedenini sorgulamanın manası yok. F.Bahçe adına maçın en heyecanlı anı Mehmet Topal'ın üst direğe çarpıp yere düşen topu. Anlatılması gereken ise Sivasspor'un o sınırlı kadrosuyla verdiği yürekten mücadelesi. Bir de, Erman, Aatıf, Pedriel ve Eneramo ataklarına kalesini başarıyla kapatan kaleci Mert'in kurtarışları. Hepsi bu.