Harika!. Şu an; F.Bahçe'nin, Brezilyalı Parreira'dan sonra İspanya'yı Avrupa Şampiyonu yapan Luis Aragones'i de futbolumuza kazandırmasından daha güzeli ne olabilir? F.Bahçelileri can-ı yürekten tebrik ederim. Aragones'i getirerek, büyük iş başardılar. Gerçi kondisyoneri Jesus Paredes'i henüz ikna edememişler. Ama olsun, Aragones tek başına bile önemli bir kazanım. Diyeceksiniz ki, iki yıl için 8 milyon euro, 70 yaşındaki bir teknik adama verilir mi? Evet bal gibi verilir! Eğer o teknik adam, Aragones gibi hırsından, heyecanından bir şey kaybetmemiş, futbol ülkesi İspanya'da bile Raul gibi yıldızları kenarda bırakıp, genç, dinamik, seyrine doyum olmayan, Avrupa'nın en tempolu şampiyon milli takımını ortaya çıkarmışsa, paranın çeteresi tutulmaz! Aragones'e ne verileceğinden çok onun, F.Bahçe ve Türk futboluna ne kazandıracağına bakılır. Şimdi soruyorum; F.Bahçeliler, Aragones'ten ne istiyor? Sadece Süper Lig şampiyonluğu mu? Çeyrek asrı aşkın süredir hasreti çekilen Fortis Türkiye Kupası'nı mı? İkisini de geçin. Asıl istenmesi gereken şey, Şampiyonlar Ligi'nde Zico'nun kat ettiği yerin daha ötesini kazanabilmektir. >> Terim 2. Güneş TFF, Fatih Terim'in 2010'a kadar olan sözleşmesini iki yıl daha uzattı. Doğru mu yaptı? İspanya, 70 yaşındaki teknik adama 6 yıllık çalışmanın ardından, "N'olur kal" diyorsa, TFF'nin Terim yaklaşımı da, milyon kere doğrudur. Ancak!.. Portekiz maçından sonra yaşananları hatırladıkça, Hoca'nın gelen tekliflerden birine "evet" demesini çok istedim. Hiç değilse Hoca gitsin, İtalya'da büyüklüğünü bir kere daha göstersin. Bir kere daha diyorum, çünkü Terim'in Fiorentina'yı nerede alıp, nelere getirdiği unutuldu. Altlarda sürünen o Fiorentina'yı İtalya'da kupa finaline taşıdığı unutuldu. Milan mı, üstünde bile durmuyorum. Çünkü orası dev bir futbol markasıydı. O pastayı da bir Türk'e yedirmezlerdi, yedirmediler de. İtalya serüveni Hoca'nın olduğu kadar benim de içimde yaradır. O yüzden istedim ki, araya kim girerse girsin, Hoca verdiği karardan dönmesin! Türkiye'yi 2002'de dünya üçüncüsü yapan ve istifa eden sonra da dönen Şenol Güneş gibi yıpranan teknik adam olmasın! Hoca tüm bu riskleri görüp, "Kalıyorum" dediğine göre bize düğün bayram etmek kalır. Çünkü, Milli Takımlar'ın başında şu an için Terim'den daha iyisini düşünemiyorum. >> Skippe'nin yardımcıları Büyük projeler, büyük düşüncelerden doğar. G.Saray; ben beni bildim bileli, hep büyük düşünen bir kulüptür. Jupp Derwall'in getirilişi, Mustafa Denizli'nin önce Alman teknik adamın yardımcılığına sonra G.Saray'ın başına taşınışı. Fatih Terim'in Milli Takımlar'a hazırlanışı... Hepsi, G.Saray'ın yıllara yaydığı master planının bir parçasıdır. G.Saray yine o tür büyük planlar içinde. Futbol A.Ş. Genel Müdürü Adnan Sezgin plânlarını sessizce uyguluyor. Takım, Michael Skibbe'ye emanet! Yanına ise Ümit Davala'yı verdiler. Amaç, iki lisan konuşan, entellektüel bir kültüre sahip olan Ümit Hocayı da uzun vadede Terim veya Denizli gibi kazanabilmek. Yetmiyor, profesyonel ve PAF takımdaki gençleri kazanmak adına, Almanya 1. Ligi Bundesliga'da Lars Ricken ve David Odonkor gibi yıldızların öğretmeni, Borussia Dortmund Altyapı Koordinatörü, Alman Edwin Boekamp'ı Skippe'nin yardımcılığına veriyorlar. Yeni Arda'lar yetiştirsin diye. Bunları da F.Bahçe, Avrupa şampiyonu bir teknik adamla anlaşırken yapıyorlar. Hem de "Biz Skippe ile nasıl yol alırız?" kompleksine kapılmadan. Kulübün yarınlarını temlik altına aldıracak borç batağına sürüklemeden, işte özgün düşünmek, farklı ve büyük olmak budur. >> MTK'yı Rıdvan'a sormalı F.Bahçe'nin Avrupa'daki rakibi, MTK'yı nasıl bilirsiniz? Aslında bu soruyu Rıdvan Dilmen'e sormalı... Çünkü, MTK'nın acısını en iyi, 1999'da UEFA Kupası'nda İstanbul'da MTK'ya 2-0 yenilerek kupadan elenen ve teknik adamlık kariyeri o dönem dramatik bir şekilde sona eren Dilmen bilir. İlk lig şampiyonluğunu 1904'te kazanan MTK, Macar futbolunun temel taşlarından ancak şu an bir İngiliz takımı havasında. Bir dönem Macaristan'ı çalıştıran Jozsef Garami yönetiminde genç, koşan ve futbolun seyir tarafını ön tarafa çıkaran bir takım. En önemli silahları; Bori, kaleci Gulacsi, Simon ve Nemeth. Ancak bir gerçek var ki, bugünkü MTK'nın F.Bahçe'nin gücü karşısında, esamesi okunmamalı! Fakat futbol bu, rakibi hafife almaya gelmez! >> Kutlu'nun acelesi yok Osman Özdemir hocanın, G.Birliği OFTAŞ'taki istikrarı, başkentin diğer temsilcisi A.Gücü'nü de etkiledi. Sarı-lacivertli camia bu sezon da Hakan Kutlu'ya emanet. Tabii Hakan Hoca iddialı. Hem takımı yeni sezonda daha iddialı bir konuma taşımayı hem de iskeleti bozmadan ekibi güçlendirmeyi hedefliyor. Bütün bunlar da bütçe ile olacak şeyler. Fakat, Hakan Hoca akılcı ve ekonomik düşünen biri. İlk planda hatırı sayılır bir ücret artışı ile iç transferde mevcutların gönlünü almış. Dış transferde bir kaç adım atmış ama asıl büyük adım için aceleci değil. Diyor ki, "Önce sezonu açalım... Sonra 5'i yurt içinde ve 5'i Almanya'da 10 hazırlık maçı yapacağız. O maçlarda hem kendi potansiyelimizi ölçelim hem de bize uyacak oyuncuları o süre içinde bulup, tatlı bir çıkış yapalım!" Akıllı insanın işine ne denir?