The story of civilization; yani Medeniyetin Hikâyesi serisini tam 50 küsur yılda yazan Amerika'nın Pulitzer ödüllü tarihçisi Will Durant der ki; "Eğitim, kendi bilgisizliğimizin aşamalı bir şekilde keşfedilmesidir." Hal bu iken, Milli Takım'ın çiçeği burnundaki teknik direktörü Abdullah Avcı, 1912 Karşıya Derneği'nin İzmir, Hilton Oteli'nde, "Geçmişten Geleceğe Futbol" konulu söyleşiye katıldı. Dernek Başkanı Sait Gürsoy'un yönettiği söyleşide ne dese beğenirsiniz: "Futbolun içinde eğitimden geçmeyen iki kurum var; yöneticiler ve medya. Daha maç oynamadan A Milli Takım Teknik Direktörü eleştirilebiliyor. Bunu değiştirmemiz lazım!" "Pes" dedim... Daha dün bir, bugün iki... Kimi, ne kadar tanıdı da, böyle hükümler veriyor, Sayın Avcı? Medyayı, aklınca yerden yere vuruyor, "cehaletle-eğitimsizlikle" suçluyor. Dondum kaldım. Et ve tırnak olmak varken, daha kafadan bu zıtlaşma niye? Şaşırdım... Hani bu sözü söyleyen Mourinho gibi imkânsızı başarmış "Uç noktada" biri olsa dersin ki, olur böyle marjinallik. Ama öyle biri değil, Avcı daha yolun başında, karakter olarak da sakin, ağır başlı ve kendi deyimiyle "sokaktan" halim-selim biri "Spor medyası eğitimsiz" diyen kişi. Sorsan, topun ağırlığını inanın söyleyemez, size. Her neyse, dilin kemiği yok... Ama medya aynasından "Cahiller!" diye haykırma kahramanlığını gösteriyor medyaya, aklınca. İnsaf, söyleyin bu çıkışı faydası ve mantığı nedir? Üzüntüm dağ gibi... İnanın, bunu söyleyen herhangi biri olsa, aldırmaz, "sinek vızıltısı" der geçersin saçmalıklara. Ama öyle değil. "Türk spor medyası eğitimsiz" diyen kişi Türk Milli Takımı'nın teknik direktörü. Ah benim, ayakları baş yapan futbolum... Ah benim, başına kül döksen gül döküldü sanan ve kulağının üstüne yatmağı marifet sayan; kör, sağır ve dilsiz hale getirilmiş TSYD'm! Sevgili Hocam... Eğitim sadece sizin için değil hepimiz için değerlidir. Ama başarıya giden yolda en çok ihtiyaç duyacağın şey iletişimin gücüdür... Zira bir kimse ağzıyla kuş tutsa, iletişim olmadan haykırışını duyan olmaz, gün ortasında!" Bilmem anlatabildim mi, bir nebze olsun "Bir elin nesi var, iki elin sesi var" gerçeğindeki takım olma amacına yönelik faydaları ortaya koyan "sinerji"nin önemini, Sayın Avcı! Rahmetli dedeciğim; "El yarası geçer dil yarası geçmez" der ve şöyle devam ederdi "Dil iki tanedir, büyük dil lokmaları yutmaya, küçük dil ise konuşmaya yarar. Niçin biri küçük diğeri büyüktür, bilir misiniz? Büyük lokma ye ama büyük laf etme, diye..." Ağızım açık dinlerdim, dedeciğimi... Gırtlağı gösterir ve derdi ki; "Gırtlak boğum boğumdur, niye bilir misin, kırk kere düşün, bir kere konuş" diye... Ey benim sevgili Hocam, cahiller ordusunun en cahilinden küçük bir hatırlatma... Ne olur, öyle bir şey söyle ki, "ibret alalım, değilse sus ki..." Her şeye rağmen bütün kalbimle, başarın için duacıyım Hocam... Ordinaryüs! Hayat; kısa ama anlamlı. Şu tesadüfe bakın; iki ordinaryüs; siyaset doktoru merhum Rauf Denktaş ve futbol doktoru Lefter Küçükandonyadis aynı günde ayrıldılar, aramızdan. İkisi de sevgi seliyle uğurlandılar, son yolculuğa. Biri Türk, diğeri Rum'du... Ama ikisi de barış, dostluk, sevgi ve kardeşliğin temsilcisiydi. Ne hoş! İşte hayatın mizanı bu; kim ki ne ekerse onu biçiyor. Lefter'in cenazesine bakın; renkler olimpiyat halkası gibi iç içe geçmiş. Kalıplar kırılmış, insanları kol kola saf tutup, derin huşu içinde aynı temenniyi seslendiriyorlar: Toprağın bol olsun Lefter... Bu ne sevgi, ah? Küçük, büyük; F.Bahçeli, G.Saraylı, Beşiktaşlı, Trabzonsporlu, gören, görmeyen; taraflı, tarafsız herkes birbirine Lefter'i anlatıyor. O an; Can Bartu'yu, Puşkaş Ergun'u, İsmail Kurt'u, Şükrü Ersoy'u düşünüyorum tek tek. Lefter'i en iyi anlatacak hayattaki takım arkadaşlarını arıyorum. Neredeler, ne yapıyorlar bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var; o da şu, bu ülke; kendine iyi niyetle hizmet edeni asla unutmuyor ve unutturmuyor. Ahde vefanın güzelliğine bakın? MIHLAMA"Akıllı bir kimse düşmanından da akıl öğrenmeyi ihmal etmez!" Beydeba GÜNÜN SORUSULigde doludizgin giden G.Saray'ın gerçekte transfere ihtiyacı var mı?