Avcı'yı dinlerken!

A -
A +

 Gana maçını geçiyorum.O, benim içim ölçü değil sadece bir test.Ama 2014 Dünya Kupası önemli.

Soru da, cevap da malum:
"Gideceğiz" diyor içimdeki ses; "Brezilya'ya gideceğiz."
Nasıl mı?
Milli Takımımızı dibe vurduran teknik adam Abdullah Avcı; "Romanya maçı ile yol açılır!" diyor. Ama?
Peki, geçebilir miyiz Romanya'yı?
Avcı, "kazanırız" diyemiyor ancak "matematik olarak bir şansımız var. O fırsatı sonuna kadar kullanacağız" demekle yetiniyor.
Söyleyin; bu ifade bir takımı ateşler mi, sanmıyorum.
Yine de belki küçük ama hâlâ içimde bir ümit var.
Çünkü bazı maçlar var ki, kazanmak için ne hoca ister ne de taktik.
Ruhla, yürekle, istekle ile kazanılır, o tür maçlar.
Örnek mi, işte 1974 Dünya Kupası.
Jupp Derwall, Helmut Schön'ün yardımcısı iken Batı Almanya Milli Takım kampında oyun oynarken yakaladığı futbolcularına "Siz hâlâ yatmadınız mı? Yarın Hollanda ile final oynayacaksınız" dediğinde Paul Breitner ne dese beğenirsiniz?
"Hoca sen git, uyu, rahatına bak. O maçı yarın ben ve arkadaşlarım kazanacağız!"  
Ertesi gün, Alman oyuncuların ayağı topa değmeden Johan Cruyf ceza sahasında düşürülür ve Hollanda, Neeskens'in penaltı golü ile 1-0 öne geçer.
O gole, cevabı kim verdi dersiniz?
Hocasına "Bu maçı biz kazanacağız" diyen Breitner ve Müller.
...Ve Almanya 2-1 öne geçip, kupayı kazanır.
Bütün kalbimle inanıyorum, ay-yıldızlı formayı giyen oyuncularımız; Arda Turan, Emre Belözoğlu, Burak Yılmaz, Nuri Şahin, Umut Bulut ve arkadaşları o finalin hakkını nasıl vereceğini gayet iyi bilir.

Mıhlama
Erken öten horozun ibiğini keserler!
Türk Atasözü

Yalnızlık!
Kadife pantolonla gezdiği günler; hayatının en mutlu yıllarıydı.
Adı "milli"ler listesine yazılmasa da kendini oynadığı ilçe takımının yıldızı sayıyordu.
En büyük hayali, gönül verdiği kulübe yönetici olmaktı, oldu da hem de futbol şubesi sorumlusu. Bulutların üstündeydi, keyfine diyecek yoktu.
Ne de olsa -futboldan anlamayan- Kaya gibi başkanı vardı.
Artık, "ipler elimde" derken; başkan yetkiyi dağıttı ve futbola Aşık, Metin bir rakibi oldu.
"İnsan 7'sinde ne ise 70'inde de odur", derler.
O, doğuştan liderdi, resti çekti; "Ya o, ya ben." 
Fakat kim dinler?
Çaresizdi, "Bir gün başkan olarak döneceğim" diyerek istifa etti.
Çok geçmedi, beklediği gün geldi; 1 oy farkla başkan seçildi.
İnandığı doğrudan zerre taviz vermedi, çalıştı ve kulübü barakadan saraya taşıdı, stadı modernize edip, yeniledi, tesislere yeni tesisler ekledi, üye ve sporcu sayısını artırdı, grupları bitirdi.
Artık, "Güç bende" diyordu.
Haksız da sayılmazdı, "En uzun süreli başkan" olarak, adı kulüp tarihine geçmişti. Federasyonu, medyayı, her şeyi kendince şekillendiriyordu.
Ancak, yer çekimi kanunu malum; merdivenleri hızla tırmanırken rüzgâr tersine döndü ve bütün kariyeri, şaibe ile gölgelendi.
Neye el attıysa elinde kaldı, en yakın dostları bile hasım oldu.
Ne acı ki, o kocaman saray daraldı, kasvetli kafese döndü!
...Ve o efsane başkan geleceğin belirsizliği içinde milyonlar arasındaki "Yalnız Adam"ı oynar oldu.
Kimden mi bahsediyorum?
Hepinizin bildiği; yazgısı yazısı olmuş; yüzü ve sözü eskimiş, milyonların içinde yalnızlığı ve acıyı yudumlayan adamdan söz ediyorum.
Anlayana!

Hakan Şükür'ü kim geçecek? Yeni sezona giriyoruz.
Tanju Çolak'ı sollayan Hakan Şükür, en çok gol (249) atan oyuncu. Kral'ı kim geçecek?

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.