G.Saray Başkanı Ünal Aysal hiç tartışmasız çok önemli bir iş adamı.Kâr nerede?Zarar nerede?
Şüphesiz en iyi bilenlerden biri, Başkan Aysal.
O yüzden; kılı kırk yarması normal.
Hele, G.Saray Kulübünün 328 milyon dolarlık borcunu 220 milyon dolara indirdikten sonraki hedefi, mevcut borcu 150 milyon dolara çeken biri için, her hamle önemli bir adım ve büyük cesaret isteyen bir girişimdir.
Bu yönüyle Aysal başkanı cesaretinden dolayı alkışlıyorum.
Ancak; G.Saray Kulübü adına her şey iyi giderken, yönetim kadrosunu değiştirmek istemesi aklıma bir türlü yatmış değil.
Mesela, 22 Haziran kongresi; gerçekten bir yenilenme mi olacak?
Yoksa; eskilere oranla daha söz dinler gözüken yeni ekiple Aysal başkanın sadece elini güçlendirecek bir hamlesi mi olacak?
Açıkçası bu soru işareti.
"Soru işareti", diyorum çünkü G.Saray'ın akil adamları olarak bildiğim bazı dostlar, Aysal'ın bu girişimini "zamansız" ve "gereksiz" buluyor.
Hatta, kaygıyla karşılıyor.
Neden bu kaygı?
Şöyle ki, Amerikalı basketbolcu Lindsay Whalen'in parasını alamadığı için kulüpten ayrılış şekli, Galatasaraylılık ruhuna ve yarışma ortamına zarar verdiğini yakın çevresine her fırsatta seslendiren başkan Aysal, mevcut yapıyı tartışmaya açmıştır.
Hatırlanacağı üzere Temmuz 2010'da Adnan Polat döneminde Galatasaray Futbol AŞ ile Sportif AŞ büyük mücadeleler sonucu birleştirilmiştir.
Başkanın bu yöndeki girişimleri mevcut yönetimdeki muhalif üyeler tarafından sert eleştirilere neden olmuş, Aysal da bu durumdan rahatsız olmuştu.
Nitekim, yönetim değişikliğine gitmek istemesinin de temelinde bu rahatsızlık yatıyor. Kongre sonrası yönetimle birlikte G.Saray'daki idari yapının da değişikliğe uğrayıp, uğramayacağı konusunda kongre üyelerinin kafasında kaygılar var.
Teşekkürler TSYD
Malum, çevre hassasiyeti adı altında "özgürlük ve demokrasi" arayışı olarak başlayan ama amacından saptırılan Gezi Parkı Tuzağı, Tunus, Libya, Mısır gibi bu ülkede de kardeşi kardeşe düşürecekti, az daha.
Neyse ki, bu ülkenin sağduyulu güzel insanları o "sinsi oyun"u gördü ve provokatör tuzağına düşmedi.
Bu süreçte, birçok sivil toplum kuruluşu bu konudaki hassasiyetlerini dile getirdi. İşte onlardan biri de üyesi olmaktan gurur duyduğum meslek kuruluşu TSYD oldu.
"BU ÜLKE HEPİMİZİN"
Başlığı ile kaleme alınan ve altında Yönetim Kurulu imzası bulunan o bildiri inanın hassasiyetlerimizi en güzel kaleme alınmış şekliydi. İşte her kelimesinin altına imzamı atacağım o bildiri:
"Son günlerde, Gezi Parkı protestoları nedeniyle başlayıp, yurt sathına, hatta dünyaya yayılan olaylar, herkesin malumudur.
Demokratik bir hak arayışı ile başlayıp, ancak karşılıklı restleşmelerle üzücü noktalara ulaşan bu gösteri, eylem ve karşı tepkilerin geldiği nokta, bütün ülkeyi olduğu gibi, biz spor yazarlarını da, derin üzüntü ve endişeye sevk etmektedir.
Çünkü bizler için bu günler ayrı bir önem arz ediyor.
Bu gerginlik, 20 Haziranda başlayacak olan Akdeniz Oyunları, hemen ardından 21 Haziranda startı verilecek U20 Dünya Şampiyonası ve talip olduğumuz 2020 Olimpiyat Oyunları süreci sebebiyle dünyanın Türkiye'yi daha bir dikkatle takip ettiği şu günlerde, ülkemiz adına büyük talihsizliktir.
Hele bu olayların, 2020 Olimpiyatlarının ara değerlendirmesinin yapılacağı Temmuz ayı öncesine denk gelmesi, çok daha büyük şanssızlıktır.
Türkiye Spor Yazarları Derneği; sportif açıdan da ülkemizin en kritik dönemden geçtiğini hatırlatır ve herkesin, üzerine düşen görevin bilinci ile hareket etmesi gerektiğinin altını çizer.
Saygılarımızla..."
Teşekkürler TYSD!
DEMOKRASİ
Demokrasi, monarşi, oligarşi ve teokrasiden ayıran fark temelinde bilgilenme, uzlaşma ve ikna olmasıdır. Taraflar arası denge böyle kurulur. Demokrasilerde yanlış yapılır; ancak yaşanarak öğrenilir bir daha tekrar edilmemesi için tedbirler alınır.