Bak şu Filck'in yaptığına!..

A -
A +

Pes!

F.Bahçe'yi UEFA'ya jurnallemiş Christian Filck denilen adam.
"O da kim?" diye sormayın. Salzburg'un kraldan çok kralcı geçinen avukatı.
Ne mi yapmış?
Salzburg adına, "F.Bahçe ile oynayacağımız maçta bir mağduriyet yaşamayalım" diye UEFA'ya başvurmuş.
Heyhat!
Sakın ola, "tedbir" demeyin.
Ayrıca, "Ne mağduriyeti bu?"
Beyler, geleceğiniz yer; Teksas değil. Sevginin, saygının sembolleştiği, 2020 Olimpiyat Oyunları'nın aday şehri İstanbul.
Oynayacağınız rakip de Alfred Hitchcock'un korku filmi kahramanları değil, UEFA Avrupa Ligi'nde yarı final oynayan centilmen, F.Bahçe!..
Gerçek bu iken "Anne Türkler" kâbusu ile ortamı germenin ne anlamı var?


Cardozo!
Arkası yarın dizisine döndü Cardozo transferi.
Öyle ki, Teyyo Pehlivanı solladı; "Geldi, geliyor, yolda" haberleri, hakkında 321 haber çıkmış bizim medyada.
Yarın, "Cardozo geldi" deseler.
"Kes traşı" diyecekler.
Bu nasıl transfer; sözleşmesi de özelmiş. Peh!..
Sahi, Messi kendini bu kadar ağırdan satmış mıydı?
Yeter, kabak tadı verdi artık.


Gaz mı CAS!
"Tarla sürüldü mü? Ekinler yeşerdi mi?"
Masal anlatan çok; 3 Temmuz'dan beri iğneyle kazılan dipsiz kuyuda bir arpa boyu yol alan yok.
Mış... Mış da mış... Mış...
TFF, UEFA, F.Bahçe, CAS olanca hızıyla top çeviriyor, "futbol" denilen ayak oyununda.
Ancak, ne pası çıkıyor, ne de izi sözüm ona anlaşmalı (!) oyunun.
İyisi mi; CAS'mayın artık!

Ben hiç kimseyim!
Didier Drogba'nın büyüklüğünü anlamak ve anlatmak ancak bu kadar yakışır bir insana.
Zerre kibir, afra, tafra ve hazmedemezlik yok, ne mutlu.
Aksine, "Ben hiç kimseyim" diyen ve hakkı sahibine teslim eden inanılmaz olgunluk var.
İşte kendini aşmak diye ben buna derim.
Kimden mi, bahsediyorum? İpucunu verdim... Düşünün, herkesin takdirini kazanmış bir teknik adam çıkıp, "Onun yüzünden kalp krizi geçirecektim" dediği oyuncuya olan hayranlığını milyonların önünde "Chelsea tarihinin en önemli oyuncusudur" diye haykırıyor ve kendi tahtına aday gösteriyorsa, bu olgunluğun zirve noktası değil de nedir?
Evet, bu olgun adam Chelsea'nin menajeri Jose Mourinho'dan başkası değil.

Ramazan'ın bereketi
Ramazan'ın bereketi işte davet üstüne davet. Nereye gideceğini şaşırıyor insan.
Üzücü yanı hepsine gidememek.
Neyse, haftaya BİK Genel Müdürü Mehmet Atalay'ın İstanbul Lisesi'ndeki iftarı ile başladık. Muhabbeti, sofrası ve sohbetiyle tam bir ziyafet oldu. Atalay'a ne kadar teşekkür etsek az.
İkincisi Gençlik ve Spor Bakanımız Suat Kılıç'ın mehtap altındaki Boğaz'a nazır iftarıydı. O da mükemmel ve mükellefti.
Üçüncüsü ise bizim TSYD iftarı.
Laf aramızda, Spor Bakanımızı ilk defa yorgun gördüm, sanki birşeyler keyfini kaçırmış gibiydi.
Kolay değil, sporun yıllardır birikmiş sorunları ile baş edebilmek. Ayrıca haftalarca evden uzak kalmak.
Buna rağmen, spora yapılan yatırımları anlattı, bütün samimiyetiyle.
"Hedefimiz 700 tesis ve 4 milyon lisanslı sporcu."
"Mersin'deki Akdeniz Oyunları hem yüz akımız hem de moral kaynağımız oldu. Ama yetmez."
Bitmedi, uykularını kaçıran sorunları sıraladı.
"Şike, teşvik, sporda şiddet, deplasman yasağı ve doping."
O an Bakan'ın gözlerindeki kararlılığı görmeliydiniz.
"Kimseyi korkutmak istemiyoruz ama spor ve seyir zevkimizi engelleyenleri affetmeyeceğiz. Savcılar, polis, adliye hepsi devrede. 6222 tavizsiz uygulanacak."
Peki, bu ani kararlılık niye?
"Malum, 7 Eylül'de 2020'nin kararı verilecek. ilk defa bu kadar iddialı olduğumuz İstanbul 2020 şansımızı sekteye uğratacak hiçbir olaya izin vermemeliyiz."

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.