Çölde, suyun üstüne yazılan yazı gibi bir seraptı, Bursaspor'un Şampiyonlar Ligi üstüne kurduğu düşler. Fakat Valencia hezimetinden sonra "Hâlâ bir ümit var" dediğimiz o hayalleri de dün gece Steven Naismith adında biri bitiriverdi. Sahi; nereden çıktı o adam? O kalabalığın arasında birden bire nasıl tünedi öyle? Şimşek gibi çakışıyla, Ali Tandoğan'ı, Stepanov'u nasıl uyuttu öyle? Ah, Ivankov ah! Neden terk edersin kaleni? Oysa, ne kadar da güzel başlamıştı Bursaspor!.. G.Rangers gibi Avrupa'nın köklü kulüplerinden birine hem de İskoçya'da tam çeyrek saat dayandı. Dayanmaktan da öte, Batalla, Sercan ve Volkan Şen ile Rangers'ın o beşli; Broadfoot, Weir, Bougherra, Edu ve Papacli savunmasını öyle bir sıkıştırdı ki... Tek eksik goldü... Sonra mı; ne siz sorun ne de ben anlatayım, tam "Golü bulacağım" dediğiniz bir anda "Ava giden avcı" gibi avlandı Bursaspor!... Maalesef, "Olacak iş mi şimdi bu", diyemiyorum! Çünkü tecrübe böyle durumlarda galebe çalıyor. Nitekim "Hiç olmaz" dediğin anda, sağ çaprazdan bir uzun orta ile bir pasta gol yiyorsun. Şaşılacak şey! Şampiyonlar Ligi'ndeki bir takım böyle basit bir gol yer mi, yememeli ama maalesef yiyor. O topa müdahale etmesi gereken Ali Tandoğan ve Stepanov ise rakibi kadar hızlı düşünüp hareket edemedikleri için rakibi seyrediyorlar. Yazık!.. Sonra çıkar çıkarabilirsen o golü, getir getirebilirsen kaybettiklerini! Tabii kimde moral kalır ki, o erken yenilen golden sonra? Ertuğrul Hoca, çaresizce çırpınıyor, "Geri gelmeyin, yüklenin!" diye... Sercan, Volkan, Ergiç derken o da ne Vederson bir füze ateşliyor, McGregor'un koruduğu kaleye, "Gooool..." diye haykırıyorum. Ama ne gezer! Hülyalarım, kabus olmuş!.. Umutlarım çöldeki serap gibi... Yine de kimseyi suçlayamıyor, Glasgow Ibrox Stadı çimlerine bakarak, "Tecrübe, tecrübe, tecrübe!" diye dövünüyorum! Şimdi UEFA Ligi için Manchester United üst üste yen yenebilirsen! Bu, mümkün mü?