Kelli felli yöneticiler infial içinde: "Olmaz... Yasa çıkarsa kulüpler yönetici bulamaz!" Gerçek sizce de böyle mi, 70 milyondan 128 kulübü idare edecek 700 idealist bulunamaz mı, merak etmeyin bulunur elbet... Malum Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç da böyle düşünüyor olmalı ki, taslağı olgunlaştırmak için tabandan tavana toplantılar yapıyor. Herkesi dinliyor. O kafa, o toplantılarda da aynı infial içinde arzı endam ediyor! "Bu yasa bu şekilde çıkmamalı!" -Niye? "Müteselsilen kefalet olmaz da onun için!" Yok ya!.. Sen gel, kamu yararına dernek kapsamında faaliyet gösteren kulübü keyfine göre "insafsızca" borçlandır "hesap" dediklerinde, "Benden bu kadar" de ve ceketini al, git. Bu kadar ucuz mu, bu iş? Maalesef Türkiye'de ucuz. Türkiye gibi birkaç ülkede daha ucuz olduğu için FIFA ve UEFA gibi futbolun üst çatı organları, "Temiz futbol. Şeffaf yönetim... İdari ve Mali Kriter" diye bas bas bağırıyorlar. Niçin bu bağırmalar? Futbola giren "deli para"ları ve kötü niyetli kişileri ayıklamak için. Sadece FIFA ve UEFA mı çırpınıyor, hayır! IOC, yani Uluslararası Olimpiyat Komitesi de aynı hassasiyetle yıllardır "Sporu sporcular yönetmeli" diye çırpınıp, duruyor. Yavaş yavaş yönetici profili de değişiyor, yönetim anlayışı da. Artık, tersine akan suyun yolunu düzeltmeye çalışıyor bütün dünya. Fakat o kafa hâlâ "Bu yasa bu haliyle çıkmamalı!" diye haykırıyor. Hakim irade ise perde arkasında kıs kıs gülerken, "Bunca yıldır siz kuralsızca oynadınız şimdi biz oyunun kurallarını koyuyoruz. Kalmak da gitmek de sizin elinizde" diye tavrını net bir şekilde ortaya koyuyor... Sizce bu tablodan, Kulüpler Yasası taslaktaki şekliyle çıkar mı? Kanaatim o ki; Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan isterse çıkar. Peki, Başbakanımız istiyor mu? Aldığım istihbaratlar, IOC, FIFA ve UEFA'nın istediğini Başbakanımızın da istediği yönünde. Çünkü Türkiye, dünyanın asla dışında değil. >>> Kocaman vals! Son üç günde en çok muhatap olduğum iki soru: İlki; "Geri döner mi dönmez mi?" Cevabı, siz bu satırları okurken belki de almış olacağız. O yüzden bu sorunun geçiyorum ama ikincisi çok önemli. "Aykut Kocaman niye istifa etti? İstifa tezgâh mı yoksa?" Söyleyin, bu soruya ne cevap vereyim ben şimdi? Hiçbirimiz, Kocaman'ın yaşadıklarını onun dehşetinde yaşamamışız. Hiçbirimiz, on binlerce kişinin önünde, milyonlarca insanın canlı olarak izlediği bir maçta "kazanmak" adına birden çok rakiple mücadele ederken kendi taraftarınca kendi evinde "ötelenip, örselenmemiş" hatta "öteleştirilmek" gibi bir değer erozyonu ile karşı karşıya kalmamışız. Nereden bileceğiz Kocaman'ın o çıkışının tezgâh mı yoksa şahsiyetli bir çıkış mı, olduğunu? ...Ki, içimden bir ses bu duruma "Sevdalısı tarafından sırtından hançerlenen adam tepkisi" yorumunu getiriyor. Bitmedi... Hiçbirimiz, o 3 Temmuz kâbusunun ağır, korku dolu, belirsizlik girdabında onun gibi sürüklenmemişiz. Nereden bileceğiz Kocaman'ın tepkisini? Herkesin "şüyuu vukuundan beterdir kıvılcımı dahi bizden uzak olsun" diyerek köşe bucak kaçtığı bir sırada o ne yapmış, bir düşünün? "Ben Fenerbahçeliyim" diyerek "Neyi kurtarırsam o kâr" mantığıyla Delidumrul misali yangının içine dalmış bazen kulübü sahiplenmiş başkan gibi, bazen tribün lideri olup öfkeyi kontrol etmiş, bazen teknik adam, bazen de sportif direktör olmuş. Kısaca elini değil bütün bedenini ateşe atıp, o 10 şiddetindeki depremin en travmatik sancılarını en acı şekilde bütün hücrelerinde yaşamış, yine de "kan kusuyorum ama kızılcık şurubu gibi içiyorum" olgunluğuyla yutkunup, sanki hiçbir şey olmamış gibi takımını yarışın içinde tutup, hedefe oynatmaya çalışmış. Bir gün değil, bir ay, bir maç değil koca sezon bu ağır ve yıpratıcı hale dayanmak mümkün mü? Söyleyin, hangi psikoloji dayanır, bu duruma? O dayanmış! Peki, o canı kadar sevdiği o tribünler bu insana ne yapmış? Durun ben söyleyeyim, koro halinde "istifa" diye tempo tutmuş. Olacak şey mi bu? Böyle bir insana reva görülecek hal mi bu? Şimdi söyleyin, bir insanın yüklenemeyecek kadar ağır sorumlulukların altına giren bu insanın tepkisi tezgâh mı yoksa... Bir şey daha söyleyin, Kocaman'ın yerinde siz olsanız, böyle bir durumda ne yapardınız? Yine içimdeki ses ne diyor biliyor musunuz? Sizi bilmem ama Kocaman için söyleyeceğim şey şu "Sevdanın gözü körmüş!"