"Bernd Scusther, Avrupa'yı da Süper Ligi de kazanmalı? Yoksa batarız" diyen Beşiktaş Divan Kurulu üyeleri önüme insanı ürküten bir bilanço koydular. Kulübün 30 Haziran 2010'daki borcu, tam 251 milyon 752 bin lira. Bu rakama ne Guti, ne Schuster ne de yeni transferler; Fernandes, Simao ve Almeida dahil. Borcun önemli bir bölümü yüzde 18 faizle alınmış krediler. Buna karşılık gelirler temlik altında. Başkan Yıldırım Demirören'e, 86 milyon lira, Serdal Adalı'ya, 9 milyon lira borçlu kulüp. Ötesini saymama gerek yok! Soru şu, "Beşiktaş nasıl büyür bu ortamda?" Kanaatim şu, Beşiktaş gibi köklü kulüplerin, küçülerek büyüme şansı yok. Ayrıca Adalı gibi iş adamları, inanmadıkları projeye tek kuruş vermez. O yüzden, ana kararları tutmayanların risk alıp ana kararı düzeltecek böyle riskli hamleler yapması doğru bir yöntem. Fakat, Scala, Del Bosque ve Tigana örneklerindeki yanlışları tekrarlamamak kaydıyla, Scusther'e sonuna kadar destek olmak kaydıyla. İnönü Stadı'nı bir an önce yenileyerek çok daha iyi şartlarda, sponsorluk ve kombine bilet satışları yoluyla yeni gelir kaynakları oluşturmak şartıyla. Aksi takdirde atılan tüm adımlar, suyun üstüne yazılan yazı gibi uçar gider. Bin Zayed aranıyor! Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış! Bizim gazetelerdeki "G.Saray şu kadar borçlu, F.Bahçe ve Beşiktaş bu kadar borçlu" haberlerinden kafamı kaldırıp ne zaman İngiliz gazetelerine baksam, "Niçin biz de bir Abramovich ya da Şeyh Mansour Bin Zayed bulamayız?" diye dertlenip, dururum. Hoş, bir Zayed veya Abramovich bulsak da, bizim "Ülkeyi sattılar, şimdi sıra futbola mı geldi?" diyen özelleştirme karşıtlarına meram anlatamayız ya! Her neyse, söylemek istediğim şu, Şeyh Zayed adında biri, İngiliz kulübü Manchester City'i satın alıyor, 1.2 milyar euroya -ki bu rakam, bizim, Spor Toto Süper Lig'in toplam değerine yakın-, yatırım yapıyor. Yahu, "Bu değirmenin suyu nereden geliyor?" diye soran yok! "Amacın ne?" diyen yok. Bütün dünya biliyor ki, "Futbol artık sadece oyun" değil. Bunun çok ötesinde; temsil, tanıtım, diplomasi, müthiş ekonomi ve inanılmaz bir güç. Kimse o inanılmaz güç karşısında, Don Kişot'luğa kalkışmıyor. Herkes, o para İngiltere'ye girdiğinde ülke futboluna neler kazandığına; o kulübün uluslar arası platformdaki artan rekabet gücüne, kazanacağı kupalara bakıyor. Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener'in yerinde olsam, Şeyh Mansour Bin Zayed gibi birini bulabilmek için gazetelere, "Aranıyor!" diye ilân veririm, Düşünün, böyle bir zengin F.Bahçe, G.Saray, Beşiktaş veya bir başka kulübümüzü satın alsa F.Bahçelinin F.Bahçeliliğine, Beşiktaşlının Beşiktaşlılığına veya G.Saraylının G.Saraylılığına zarar mı gelir, hayır! Kazım Cimbom'a lazım! G.Saraylılar, Adnan Sezgin'e öfkeliler, F.Bahçe'den Kazım Kazım'ı transfer ettiği için. Oysa "Bedava sirke baldan tatlı" demezler mi? Hayır, diyorlar ki, "Git, Lefter'i de al!" Milli futbolcuya enkazmış gibi yaklaşmak çok büyük haksızlık! Zira,Kazım'ın kumaşı mükemmel. Tek kusuru özel hayatı. O da bunun farkında, "düzeleceğim" diyor. Düzelmezse, disipline etmek hocası Hagi ve Sezgin'e düşer ki kanaatimce buna hiç gerek kalmaz! Şahsen ben Kazım'a inanıyorum. Deniz mi bitti Denizli mi? Şaşırdım, hayat felsefesi, "pozitivizm" üzerine kurulu bir futbol adamı. En zayıf durumlarda bile "Galibiyet şansımız yüzde 51" diyen Mustafa Denizli Hoca diyor ki, ''Türkiye'de futbol adına deniz bitti." Yapma Hocam! Ne oldu sana, böyle? Ziya Eren fırtınası! Kayseri'deki dostlar aradı. "K.Erciyes, başkanını buldu" dediler. Belli ki, daha ilk günden Ziya Eren fırtınası esmeye başlamış, Kayseri'de. Herkeste bir umut. Erciyes Süper Lig'e çıkacak, kupa kazanacak, diye. Haydi, hayırlısı. GÜNÜN SORUSU Şans mı yoksa ne? "Serdal Adalı, Beşiktaş için şans mı yoksa borcu körükleyen bir çılgın mı?"