Zor geceydi Trabzonspor için. Hem liderliği yakalama baskısını yenmek hem de kan değişimi yaşamış Hacettepe'nin hırsını kırıp, galip gelecek oyunu sergilemek, kolay değildi. Ersun Yanal taktik anlamda değişiklik yapmamıştı, Trabzonspor'un 4-4-2 ile başladığı oyun düzeni kenardan Yattara'nın da katılımıyla oyun içinde 4-3-3'e dönüyordu. Sadece oyuncu tercihlerinde değişikleri vardı. Gökhan'la yanyana verimli olamadığı için eleştirilen Umut'u yedeğe çekilmiş, Isaac ise biraz daha öne çıkarılmıştı. İkinci değişiklik ise Hüseyin'in takıma katılmasından sonra Serkan'ı sağ kulvara yerleşmiş olmasıydı. Geçen haftanın flaş adamı Tayfun ise yedekti. Onun dışında büyük bir değişiklik yoktu Trabzonspor'da. Fakat Hacettepe müthiş hırslıydı. Yeni hocası Erdoğan Arıca'ya rüştünü ispatlamak istercesime, maça bilenmişti. Nitekim ilk 40 dakika orta sahayı kalabalık tutarak Trabzonspor'un hızlı ataklarını başarılı bir şekilde engelledikleri gibi Serkan Atak'ın oyun kuruculuğunda bordo-mavili takımın sol kanadını adeta felç eden hücumlar planladılar. Ancak o pozisyonlardan Sandro faydalanamadı. Trabzonspor tam 40 dakika idare ettikten sonra geriden başlattığı hazırlık paslarıyla oyuna ağırlığını koydu. Aslnda bu sürede maça 'iyi' ve 'kötü' yönde damgasını vuran iki adam vardı. Biri o ana kadar kalesini başarıyla koruyan; Trabzonspor'un tam 9 şutunu kurtaran Hacettepe'nin genç kalecisi Ulaş'tı. Diğeri etkisiz futboluyla, Ankara takımına 'Bu kulvarda maden var' dercesine hücum şansı tanıyan Colman'dı. Fakat maçın iyisi Ulaş, maçın gölgede kalan adamı Colman'a onca direnişten sonra harika bir vuruş karşısında mağlup oldu. Ama ne mağlubiyet! Colman'ın vuruşu bir sanat eseri gibi estetik değer taşıyordu. O vuruş gol oldu diye ne kaleci suçlanabilirdi ne de savunma, ancak alkışlanırdı, ben de ayakta alkışladım. İşte o gol, Trabzonspor'a liderliği yeniden kazandırmakla kalmadı, şampiyonluk için öz güveni de geri getirdi.