"Geçti'' demeyin, tazeliğini hâlâ hafızamda koruyor. Yaban ellerde o nasıl bir derbiydi öyle!.. F.Bahçe-G.Saray büyüklüğüne hiç yakışmayan bir futbol. Gereksiz itirazlar ve havada uçuşan kartlar. Daha da fenası, Türk takımlarını Avrupa'da her defasında trajikomik duruma düşüren anti profesyonel davranışlar. Sahaya atılan yanıcı ve yaralayıcı maddeler. İtiş-kakış... ..ve, ''Ben sizin gibi kural tanımazlarla uğraşamam'' dercesine maçı bırakıp giden Alman hakemin suratımıza inen tokat ağırlığındaki tepkisi, bilmem bizim futbol baronlarının zihninde nasıl bir çağrışım yapmıştır? Sözgelimi, futbol oyun kurallarının nalıncı keseri gibi -kendilerinden yana- uygulanmasını bir hak gibi gören ve kuralları uygulayanlar için, ''Bu ne haksızlık?'' diye MHK'ya, hakemlere, medyaya ve Federasyona veryansın eden o pek sayın yöneticilerimiz, acaba mahalli başarılar uğruna uluslar arası platformda nasıl aciz duruma düştüklerini fark edebilmişler midir, dersiniz? Sizi bilmem ama benim kanaatim şu; artık ''Büyük düşünüyorum'' diyen yöneticiler için o derbi futbolun imtiyazlılar oyunu olmadığı gerçeği belleklerimize kazıyan bir milat değil midir? TEMENNİ F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın kalbi teklemiş. Nasıl teklemesin. Sen, F.Bahçe uğruna her şeyini feda et ama bir kez olsun yüzün gülmesin, katlanılacak şey mi, bu? Uzun sözün kısası, geçmiş olsun Aziz Başkan! Trabzon'a golcü şart! Aslında Trabzonspor öyle zor bir viraja giriyor ki, Süper Kupa, Lig ve Avrupa Kupası maçları... İnsan Standard Liege önündeki Trabzonspor'u gözünün önüne getirince Şenol Hoca'nın Allah yardımcısı olsun demekten kendini alamıyor. Çünkü sadece iyi niyetli mücadele, iyi pas yapmak hatta pozisyonlar üretmek maç kazanmak için yetmiyor. Zafer için gol atmak gerekiyor. Oysa gol atması gereken kramponlar gereksiz bir gerginliğin içine giriyor, basit olanı bile kaçırıyor. Bu durumda Trabzonspor'a bir Umut yetmiyor, bir golcü daha gerekiyor!.. Güneş mi, Sağlam mı? En çok merak ettiğim şey, 7 Ağustos'ta Trabzonspor ile Bursaspor'u İstanbul'da karşı karşıya getirecek maçta Süper Kupa'yı kimin kazanacağı? Sahi; bu ülkenin yetiştirdiği iki güzide teknik adamdan hangisi, sezonun ilk kupasını kaldıracak. Ziraat Türkiye Kupası şampiyonu Şenol Güneş mi, yoksa Turkcell Süper Lig şampiyonu Ertuğrul Sağlam mı?. Patron, teknik adam mı? Bizde her zaman rastlanan bir durum, İtalya'da bir kez yaşanınca, bakın neler oldu? Milan'ın sahibi Berlusconi, Massimiliano Allegri'yi medyaya tanıtırken, yeni teknik direktörün takımı nasıl oynatması gerektiği konusunda direktifler verdi... Dedi ki, "Üçüncülükle yetinmek istemiyorum. Sezon sonunda şampiyon bir takım görmeyi arzuluyorum.'' Buraya kadar her şey normaldi ama ne zaman ki, Berlusconi, ''Gol bölgesine daha yakın oynamalıyız. Ronaldinho geçen sezonun aksine sol kanatta değil; forvetin arkasında oynamalı, eski teknik direktör Leonardo'nun takım tertibine kızdığım için San Siro'daki bazı maçlara gitmedim'' dedi, ortalık buz kesti. Ertesi gün, ''Patron, teknik direktör mü?'' diye manşetler atan İtalyan medyası, bu trajikomik durum için Berlusconi'ye ver yansın etti. Oysa Türkiye'de, kendini teknik adamın yerine koyan o kadar çok yönetici rastlamıyor muyuz? HATIRLATMA! Lig başlıyor, lütfen Fair Play! Skor medyası! Kulakları çınlasın Hıncal Uluç ağabeyin. Duayenimiz, yarım yüzyılı aşan meslek hayatı boyunca hep, ''Skor değil spor yazarı olun'' diye bizi ve meslektaşlarımızı iğneleyip durdu. Şu işe bakın ki, onca yıllık iğnelemelere rağmen bizim spor medyası -birkaç istisna dışında- hâlâ bildiğini okuyor. Hem de dönüp bir daha okuyor. Örnek mi, alın size örnek; Aykut Kocaman'ın F.Bahçe'deki teknik adamlık kariyerini, 10 şiddetindeki deprem travması oluşturan AZ Alkmaar ve Köln hezimetleriyle özdeşleştirip, ''Bundan F.Bahçe'ye Hoca olmaz'' diye kestirip atıyorlar, ya da ardından ilaç gibi gelen bir G.Saray galibiyetiyle her şeyi hiç yaşanmamış sayıp, tozpembe tablo çiziyorlar. Böyle bir medya nasıl inandırıcı olabilir ki? Söyleyin, bunun bir ortası olamaz mı? Kısa, orta ve uzun vadeli hedefler üstüne yapıcı eleştiriler getirecek biri, yok mu bu ülkede? Ondan da vazgeçtim en azından bugünü sorgulayacak biri yok mu? F.Bahçe'de artık yüzü eskimiş, heyecanı kaybolmuş; Alex'i Alex yapan özellikleri zayıflamış Brezilyalıya, ''Ne oynadığının farkında mısın? F.Bahçe'nin yıldızı böyle mi oynar?'' diye soracak biri yok mu? Ya da Aykut Hoca'ya, ''Bu ne kararsızlık, bu ne disiplinsizlik? Oyuncuların neden bu denli vurdumduymaz; takım oyunu ve sistemin dışına düşecek dağınıklığı nasıl gösterirler?'' diye soracak biri yok mu? Selçuk'a, ''Sen, bunca yıllık bir tecrübeye sahipken oyundan bu kadar basit nasıl atılırsın?'' diye soracak bir futbol eleştirmeni yok mu, bu ülkede?