Amaçsızca dönüp dolaşıyoruz, birkaç resim ve isim etrafında; Şenol Güneş, Fatih Terim, Mustafa Denizli ve şimdilerde Ertuğrul Sağlam! Hadi, bunlara Ersun Yanal, Abdullah Avcı, Oğuz Çetin, Engin İpekoğlu, Rıza Çalımbay, Tolunay Kafkas, Mehmet Özdilek ve ... diye birkaç isim daha ekleyelim. Sonra? Beynimi kemiren, o malum soru, "Ekonomik büyüklük açısından dünya 6'ncısı olan Türkiye, futbolun neresinde? Tam 13 bin teknik adam arasından kazandığı kupalarla dünyayı peşinden koşturacak bir Mourinho'yu ne zaman çıkaracak, Bu ülke? Medyadaki temsilci! Kabul etmek gerekir ki, televizyonlardaki en didaktik futbol yorumcusu Rıdvan Dilmen. Hal böyle olunca, piyasası da farklı oluyor. Lig TV'den dudak uçuklatan bir teklif almış. "NTV'nin verdiğinin -5 milyon TL.- iki katına yakın" diyor kendisi. Ama gitmemiş! Neden? Kurumuna olan bağlılığı için! Ne güzel değil mi? Dilmen, Federasyon'un Antalya'da pro-lisans güncelleme kursuna da başvurmuş, sordum, "Ufukta teknik adamlık mı var?" Her zaman ki gülüşüyle, "Yok ağabey" dedi, "Ben, teknik adamların medyadaki temsilcisiyim! Temsili en iyi yapabilmek için o kursa katılıyorum." Hami'nın hayali Hami Mandıralı, bir takımı sıfırdan kurabilmek için bir proje yapmış... Amacı hocası Fatih Terim gibi tarihi başarılara imza atabilmek. Projesini dinledim, heyecan vericiydi. Tam o sırada, telefonu çaldı, arayan kişi, Boluspor'un eski başkanı Yılmaz Becikoğlu'ydu. "Bak" dedi, "Seni, bu hafta kongremiz var. Kazanırsam, teknik direktörüm sensin. Birlikte Boluspor'u eski başarılı günlere taşıyacağız." Hami Hoca pek sevinmişti. Fakat, uzun sürmedi bu. Seçim bitti, Beçikoğlu kaybetti. Hami Hoca ise elinde projesiyle kala kaldı. Hoca şimdi, o projeyi uygulayacağı bir kulüp arıyor! Abdullah Avcı'nın hedefi! Futbol Plus'ın ödül töreninde, sezonun başarılı teknik adamları; Ertuğrul Sağlam, Abdullah Avcı, Yücel İldiz ve Özcan Kızıltan hocalarla konuştuk! Hepsi de, "Taş yerinde ağırdır" deyip, kulüplerinde kalmışlar. İstikrar ne güzel şey! Şöyle bir hesap ettim de Avcı, tam 5 yıldır aynı kulüpte! Başarı grafiği de her sene yükseliyor ama o hep aynı yerde. Sordum, "Adın, dönem dönem G.Saray ve Milli Takım ile anıldı. Neden kabul etmedin, yoksa risk almaya cesaret mi edemiyorsun?" Espriyle karşılık verdi, "Ülkede seçimler 5 yılda bir yapılıyor." Sonra işin aslını anlattı. "Teklifler, hep ikinci adam olmam içindi. Yaşım, 46 olmuş. Birinci adam sorumluluğu şimdi verilmeyecekse ne zaman verilecek? O sorumluluğu veren, başkanımız Göksel Gümüşdağ'la birlikte bu takımı iyi yerlere taşıyacağız. İki sezon önce 9'uncuyduk, 6. olduk, önümüzdeki yıl hedef, Avrupa!" Nihayet, Bülent Hoca! Nasıl sevindim, nasıl. Kendime sorup, duruyordum, "Bu ülkede, bazı şeylerin değişebileceğine insanları inandıran bir teknik adam nasıl olur da koca sezonu boş geçirir?" diye. Neyse ki, beklediğim haber, geçen hafta G.Antep'ten geldi. Hayırlı olsun Bülent Hocam. Dilerim, Sivasspor'da kazandığı tecrübe ile çok daha iyisini başarır da, bir daha "Celladına aşık olan adam" söylevine ihtiyaç duymazsın! F.Bahçe-Daum hikayesi! F.Bahçe, şampiyonluğu kaybettiği gece, katıldığım 4 ayrı programda; TGRT Haber, Ülke TV, CNNTurk ve TV5'te, "Şimdi kim gider?" diye sordular. Hepsine de "En zayıf halka kimse o" dedim. "Yani?" sorusuna, "Christoph Daum. Fakat göndermeleri kolay değil!" cevabını verdim. Alman teknik adamın, "Yönetim kararına saygılıyım" sözünü hatırlattılar, güldüm. "O saygının içinde tazminat var mı?" diye sordum. "Aziz Başkan öder" dediler, ekledim, "Ne Daum tazminatı almadan gider ne de Aziz Başkan eskisi gibi parayı ben verdim" diyebilir. Çünkü artık, her şey İMKB'nin bilgisi altında. "F.Bahçe-Daum" hikayesini merak edenlere duyurulur.