Uyuyamadım!
Sabaha kadar yatağın içinde dönüp durdum.
Gözümde kâbus gibi hep o kare...
Demir kapıya kafasını uzatmış "İdman burada mı?" diye soran sevgili Erkan Koyuncu'nun o hazin sonu.
...Ve Galatasaraylı oyuncuların o kapı aralığından faciayı en özgün biçimde anlatan, "acı dolu" bakışları!
Dağ gibi gazeteci hayatının baharında feci şekilde öldü.
Kanım beynime sıçramış; dişlerim dudaklarımı kemiriyor.
Merhumun, rahmetli babası Selahattin Koyuncu ağabey, "Senin yeğenin, yardımını esirgeme" diye bu meslekte bana emanet ettiği kardeşim kadar yakın biriydi Erkan.
Öyle ki, Kayseri'ye her gidişinde "Yenişehir Muhtarı Adem Mert'ten selam getirdim ağabey" diyerek, yanıma gelir saatlerce laflardık.
"Bu meslek iyice zorlaştı ağabey... Kaçırdığın bir kare fotoğraf için sadece spor müdürüne değil genel yayın yönetmenine bile hesap veriyorsun" derdi.
Ah fani dünya.
Bizim Ercan Yıldız acı habere "Florya'da facia" başlığını atmış, daha ağırını içine sindiremediğinden.
Oysa olay, cinayet gibi feci kaza bence.
Nitekim benim polisim içine sindirememiş; "kaza" diye geçiştirmeyi tutanağa "şüpheli ölüm" notunu düşmüş.
Yani, "normal olmayan bir ölüm" Florya'daki elim vakanın özeti.
Polisin "şüpheli" notunu düştüğü olay anının tüm görüntülerine el koymuş Cumhuriyet savcısı, "Bu ölüm soruşturulmalı" diye.
İşte, bir sorumluluk örneği daha.
Demek ki, Türkiye'de insan hayatı sanıldığı kadar kıymetsiz değil.
Demek ki, "Hak ve sorumlulukların göz ardı edilemeyeceği" kadar önemli bu ülke.
Lakin; "basın hürriyeti" ve "basının haber alma hürriyeti" nerede?
Hak ve sorumluluklarını belediye ilan bürosu gibi sadece ölüm haberi vermekten ibaret sayan benim TSYD'm nerede?
Görevi, bu mesleğin çalışma şartlarını iyileştirmek ve mesleki saygınlığı geliştirmek olan benim sivil toplum kuruluşlarım; TSYD, TGC, TGS, Basın Konseyi, ÇGD, TBB nerede?
Sahi, haber alma hakkını koruyan erk nerede?
Ah, dördüncü kuvvet sanılan medyam, ne hallere düştün? Düşen sadece medya olsa iyi...
Maalesef; adına "Demir Perde" denilen devlet zulmetten çöktü, lakin o köhne ve "güç bende" diyen zihniyetin uzantısı benim ülkemde "demir kapılar" ardında hâlâ devlet gibi at oynatıyor.
"Yasak giremezsin!"
Niye?
Kulübün mahremiyeti var. Spor medeniyeti bu mu, Allah aşkına?
Ah o kafa; işi haber almak olan spor medyasına yasak getiren o kafa... İdman izleme, haber alma, röportaj yapma, ben ne veriyorsam onu yaz, diyen yasakçı kafa, ah!
Eserinizle utanın!
Sen kamu adına vergi muafiyetinden faydalan, dev tesislere kon ama işi kamuoyunu aydınlatmak olan medyaya o demir kapılar ardında böyle bir sonu reva gör!
Olacak şey mi, bu?
Heyhat!
Nerde benim spor adamlarım, sporu yöneten başkanlarım ve yöneticilerim?
...Ve nerede benim sporun politikasına yön veren siyasilerim?
Erkan Koyuncu'nun feci ölümü insanlık adına hâlâ ders olmayacak mı bu ülkede?
Söyleyin, yasakçı zihniyet nereye kadar egemen olacak?