Değiştir! Lige ayrı, Avrupa'ya ayrı takım. Vizyon sahibi olmak güzeldir elbet. Ancak; hedefe giden yol büyük bir tutku, kuvvetli bir irade ve o büyük hayali gerçekleştirecek yürekli insanlardan hatasız oyun ister. Tıpkı cesur yürek Bekir gibi... Söyleyin bakalım, "Belediye karşısında dün gece böyle nitelikli oynayan bir F.Bahçe var mıydı?", kesinlikle hayır. Hem de Zayette'ın uzaklaştıramadığı topu Cristian'ın daha kafadan harika bir füze ile gol yapıp, "zor" maçı kolaylaştırmasına rağmen, Belediye önünde bocaladı durdu F.Bahçe. Yazık! Tamam, M.Gladbach travması atlatılamadı. Belediye Bülent Korkmaz'ın elinde taş gibi takım olmuş. Rakip, koşuyor, mücadele ediyor. Özellikle Holmen, Ekrem ve Gökhan Süzen ile hızlı hücuma çıkıyor. Kabul de Webo'nun beraberlik golü neyin nesi? Tamamen kaleci hatası değil mi? Açıkça kalenin "1 numarası" Volkan'ı tanıyamadım. Hele F.Bahçe'nin orta sahasına şaştım... Sahi ne demeli Meireles'in o yürüyen isteksiz oyununa? O formayı giymenin prensibi "12 km. koşmaktan geçer" diye Alex gönderilmedi mi, bu takımdan? Sorarım size Portekizli oyuncu Alex kadar koştu mu dün? Mehmet Topal'ın dağınıklığına ve Caner'in etkisiz futboluna ne denir? Açıkçası hiç anlam veremedim. Daha fazla saymayacağım... İşin özeti şu; F.Bahçe takım olma esprisini kaybetmiş. Birlik, bütünlük, heyecan, coşku, buharlaşmış sanki içine bir kurt düşmüş, bu takımın. Aykut Kocaman ne kadar büyük düşünürse düşünsün onun görev verdiği oyuncuların çoğu F.Bahçe formasının hâlâ önemini kavrayabilmiş değil. Yazık! Bazı oyuncular adeta "ayak diretiyor" bu otoriteye karşı. Benim anlamadığım şey tribünler... Kendi oyuncusunu şahlandıracakları yerde rakip takımın hocası Bülent Korkmaz'la uğraşıyorlar. Manasız!