Heyecanlı, tempolu ve seyir zevki yüksek bir maç oldu, Bursaspor-Beşiktaş mücadelesi, her zamanki gibi.
İki takım da yüreğini, ruhunu, inanç ve azmini koydu.
Fark mı, kulübedeydi.
Slaven Bilic'in teknik adam doğruları, Daum ve yönetimindeki Bursaspor'u sildi sahadan. Kanaatim o ki; bu Beşiktaş'ı, derbi de durduramaz.
Ama şu bir gerçek ki, dün geceki gibi Beşiktaş'ın her maçında seyirci tribünde, futbolcu sahada, izleyici ekran başında coşar.
Şu orta sahaya bakın; Gökhan, Fernandes, Atiba, Oğuzhan, Olcay hepsi de top cambazı. Bunlara biraz güven aşılayıp, içindeki potansiyeli harekete geçirdin mi, Beşiktaş'ı tut tutabilirsen.
Nitekim bu gücü Bilic harekete geçirmiş durumda. Tam bir orkestra uyumu içinde Beşiktaş.
Gökhan, Olcay ve Almeida'nın üç pasta ürettiği ilk gol; belli ki önceden çokça çalışılmış bir antrenman melekesi.
Tartışmasız Almeida, Beşiktaş'ın hücumdaki en etkili silahı. Ama Bilic'in ürettiği (Sivok ve Escude gibi) başka silahlar da var. Bu isimler siyah-beyazlı takıma ayrı bir güç katıyor.
Yeni transfer Ramon Motta ilk bakışta arızalı gibi duruyor ama oynadıkça anlıyorsun ki, futbolu biliyor, top ayağına yakışıyor, kendine de pek güveniyor. Amaçlı hamleleri, oyunu öne doğru oynama isteği mükemmel.
Sonuçta Slaven Bilic'in "istikrar" sembolü olan kadrosu ve o kadronun ürettiği başarı, saman alevi gibi sönecek olanlardan değil. Aksine her maç seyirci kitlesini de artıracak kuvvetli bir ateşe dönüşecek türden duruyor.
Bursaspor mu? Doğrusu çok çalıştılar; Şener, Batalla, Tuncay ve Pinto ile. Fakat o kadar işte. Daha ötesini başaracak ne gücü vardı ne de Daum'un bu tabloyu değiştirecek hali.