Usandık!.. Hep aynı terane... Her mağlubiyet sonrası o gitsin, bu gelsin. Bu nasıl bir döngüdür böyle? Söyleyin, böyle başarı mı gelir? Yöntem yöntem değil... Sistem sistem değil. Çadır tiyatrosu değil Milli Takım bu; ikide bir teknik adam mı değişir? Hani, sadece teknik adam değişse, anlarım. Ama hayır, sistemi kilitleyen, her şeyi çorbaya çeviren bir durum söz konusu. Söyleyin, bu nasıl ülkedir ki, son 5 turnuvanın hiçbirine aynı federasyon ve aynı teknik adamla gidemiyor? Bu nasıl ülkedir ki, her turnuvaya yeni bir teknik heyetle gitmek zorunda kalıyor? Başarı istikrara bağlı ise, bu ne demek? Nerde başarıları yönetim sürekliliği ile devamlı geliştirme çabası? İşte Hırvatların 3-0 farkının sebebi bu; 2008'de kaybeden Slaven Biliç ile devam etmek. Ah ki, ah! Eskiler derdi ki, "Çok sürülen tarlada ot bitmez." Maalesef, acı gerçek bu! HAYDİ SEÇİME! Şu tabloya bakın, 2004 Avrupa Şampiyonası'na Haluk Ulusoy yönetiminde gidemeyince "Vay sen misin finalleri kaçıran! Haydi apar topar, seçime." Affedersiniz! "Seçim" dedikse öyle eşit ve demokratik ortamda yapılan bir seçim değil. Keyfe keder, sonucu önceden belli bir 'tayin'! Bu modelin ilk örneği Levent Bıçakcı. UEFA Tahkim Kurulu Asbaşkanı, yani Avrupa futbolunun içindeki insan Bıçakçı, "100 sorun 100 proje" açılımı ile futbolumuzu FIFA normlarına kavuşturmaya çalışıyor. Yani, arı kovanının içine elini sokuyor. O da ne? O kulüp merkezli, güdümlü, ipleri sürekli elde tutma sevdalısı irade, "Bunlar bize uymaz" diyerek, Bıçakcı'yı da bitirdi. Yazık! Kim kaybetti, Türk futbolu, federasyon devirmenin bedelini 2006 Dünya Kupası'nı kaçırarak ödedi. Sonra... Yeniden Haluk Ulusoy baştacı edildi. Bıçakcı'ya yapılan diktelerin hepsini reddetti, Ulusoy. Kendi yönetimini kendi kurdu, fakat o kafa, onu da devirdi. Merhum Hasan Doğan dönemi, Ulusoy'un devamı gibiydi. O iyi niyetli, sempatik ve güzel insanın samimiyeti, Türkiye'ye 2008'de Avrupa 3.lüğü kazandırdı. Fakat, Doğan'ın kalbi, daha iyilerini başarmaya yetmedi. Bir seçim daha... Mahmut Özgener geldi; sil baştan her şeyi değiştirdi. Futbolumuzun kimyası bozuldu, 2010 Dünya Kupası'na seyirci kaldık, bu defa. Sonuç, her açıdan fiyasko. ..ve Mehmet Aydınlar dönemi başladı. Hangi şartlarda olduğu herkesçe malum olan dönem. Hiddink niye geldi? Herkes Mahmut Özgener Federasyonunun Guus Hiddink'i, Türkiye'yi 2012 Avrupa Şampiyonası'na götürsün diye getirdiği iddiasında... Bu kısmen doğru. Ama ana amaç kesinlikle bu değil. Neden, değil? Hollandalı teknik, adam başında bulunduğu Rusya'yı 2010'a götürememişti. Terim'den farkı yoktu. O halde niye getirildi? İlk defa Bıçakçı döneminde - Yunanistan ile birlikte - planlanan "Avrupa Şampiyonası'na ev sahipliği yapma" fikrinin, 2016'da bir hamle ile mümkün olabileceğine inanıldığı için getirildi. Dönemin TFF Genel Sekreteri Ahmet Güvener ve Dış İlişkiler Üyesi Sami Çölgeçen, Hollandalı teknik adamın Avrupa'da çok güçlü bir lobisi olduğuna Özgener'i inandırmışlardı. Fakat unuttukları şey, Platini'ye karşı Hiddink'in kazanması zordu, nitekim seçimi de 7-6 kaybettik. Bunun böyle olacağını da Şenes Erzik, günler öncesi bu gazeteye açıklamıştı. Fair-play! Estonya maçında Emre ve Hırvatistan karşısında Volkan'a yapılanlar elbet çok çirkin... Ancak daha fenası, bu çirkinlikle baş etmenin yolunun Arena'ya milli maç vermemek olarak gösterilmesinde... Yazık! Beyler, çözümü başka yerde aramayın. Fair-Play lütfen! Tartışma! Henüz Play-off mücadelesi tamamlanmadı. Ama bizimkiler Zagrep'teki maçın sonucunu beklemeden, hoca arayışına başladı. "Yerli mi olsun, yabancı mı?" Ne gereksiz bir tartışma bu! Hocanın yerlisi yabancısı olmaz; başarılısı başarısızı olur, efendiler.