Hiç şaşırmadım! Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belliydi çünkü! "Ben tel tel dökülüyorum" diye bas bas bağırıyordu, F.Bahçe takımı! Ama duyan kim? Aslında sağır sultan duymuştu da F.Bahçe Divan'ı hâlâ çözememişti, ya da görmezden geliyordu, olup bitenleri. O yüzden Kadıköy'ün Encümen-i Daniş'i "Bu ne hal?" diye sorgulayacağına, "Oynamıyorlar" diye sarı-lacivertli formayı giyenlere öfke yağdırıyordu. Sevsinler emi! Oysa sorgulanması gereken, F.Bahçe'yi şampiyon yapması gereken yıldızların neden bu hale geldikleriydi? Hayır, F.Bahçe Divanı bunu yapmadı, işin kolayına kaçtı, neden ne biliyor musunuz? "Biz, Aziz Yıldırım başkandan memnunuz. Ama futbolculardan değiliz!" diye düşündükleri için! İşte, Genel Kurul'da Yıldırım'ın karşısına aday olarak çıkacaklara, buradan söylüyorum; şansınız, A.Gücü karşısındaki F.Bahçe kadar bile yok! Bu durumda söylenecek tek şey var; Aziz Başkan, Luis Aragones'i tut, gerisini ister at, ister sat! HHH Şimdi gelelim maça!.. Sanmayın ki, A.Gücü dört dörtlük futbol oynadı. Hayır, ama bir uzun topta İglasias'in plasesinde golü buldu. Ardından Jaba'nın penaltı golü derken vaziyeti idare etti, Bunu yaparken de, lay lay lom yapan F.Bahçe'ye bir dizi pozisyon verdi. En başta 14 milyon euroluk Güiza, üç net pozisyondan bir gol çıkaramadı. Deivid'in, Yasin'in şutları heyecan uyandırdı. Ama tabelayı değiştirmeye yetmedi. Zira o pozisyonların tümünde, F.Bahçe'nin kazanma arzusu yoktu. Çünkü Hikmet Karaman ile birlikte belli bir yükseliş yaşayan A.Gücü'nün karşısındaki takım; gerçek F.Bahçe değildi, sakatlıktan çıkan Alex'in olup da olmadığı, Edu'nun, Lugano'nun, Uğur Boral'ın hatta Gökhan Gönül'ün bulunmadığı takım olsa olsa F.Bahçe'nin klonlanmış kopyası olurdu. Eeee! Kabul etmek gerekir ki, hiç bir kopya aslının yerini tutamaz! Nitekim tutmadı da!