Bir futbolsever olarak yarını iple çekiyorum. Birincisi, sezonun ilk derbisinde Beşiktaş-F.Bahçe maçının hangi teknik adamı; Mustafa Denizli'yi mi yoksa Christoph Daum'u mu taçlandıracağını görmek için. İkincisi devlerin yeni kadrolarıyla çıkaracağı oyunu kıyaslayabilmek için. Barış Kupası'ndaki Beşiktaş'ı gördükten sonra yorumum şu; Cisse, Beşiktaş için büyük kayıp. Özellikle, oyunu hızlı ve dikine oynayan Lyon maçında bunu gördük. Savunmayı çok önde kurmasına rağmen o bölgenin önünde kaptırılan her top, Rüştü'nün koruduğu kalede büyük tehlikeye dönüştü. Oysa Cisse o topların hiçbirini kaptırmayacağı gibi rakibin o bölgede oyun kurmasına da izin vermezdi. Yeni transfer İsmail Köybaşı genç ve yenetekli biri. Ama açık söyleyeyim, futbolu sadece tek yönlü oynuyor. Ofansta iyi, defansta yok. Bu tip oyuncular, Beşiktaş gibi savunmayı önde kuran takımlar için saatli bombaya benzer, yediğiniz her pozisyon yüzünden tandemde oynayanların da, kalecinin de canı çıkar. >> Daum'un ayak sesleri Ne oynanan Honved maçı, ne rövanşı umurumda. F.Bahçe turu çoktan geçti; bu saatten sonra tartışılması gereken tek şey, gruptan nasıl çıkacağı ve adı "Avrupa'da kupa kaldırmak" olarak konulan asırlık hedefi nasıl yakalayacağı? İşte bu noktada kanatim o ki; özellikle şu son iki transfer F.Bahçe'nin kimyasını değiştirmiş. Aragones döneminin o yorgun ve isteksiz F.Bahçesi gitmiş, yerine koşan ve kazanmayı arzulayan bir F.Bahçe gelmiş. Eksik yok mu, var. Savunma hâlâ güçlü bir takviye bekliyor. Ama görüntü net, ortada ışıl ışıl bir F.Bahçe var. Bir küçük ek daha; o eski Daum yok. Futbol anlayışı değil ama davranışları değişmiş Alman teknik adamın. Bu değişim, huzura kavuşan bir insanın pozitif değerlerini taşıyor. Bu sıcaklık da bütün takıma yansımış; bunu Güiza'nın Alex'in gözlerindeki ışıktan okumak mümkün. >> Manisa'nın Bakkal hesabı Levent Eriş'ten sonra Manisaspor Mesut Bakkal yönetiminde farklı bir hava yakaladı. Bölgeyi ve Süper Lig'i iyi bilen Mesut Hoca da bu havaya kendini iyice kaptırmış olmalı ki, Manisa, Davraz ve Hollanda kamplarından sonra iddiayı patlattı; "Bu sezon ligde Manisaspor rüzgârı esecek. Üç büyükler de dahil, bütün rakiplerimizin korkulu rüyası olacağız!" >> Uygun ama uyumsuz! Sivasspor'un Anderlecht bozgunu için iki takım arasındaki futbol farkı kesinlikle 5-0 değil diyorum. Ama iki kulüp arasındaki kültür farkı vahim. Yenilgiden ders çıkarması ve rövanşta "turu değilse de prestiji nasıl kurtarırız" derdine düşmesi gerekenler işi gücü bırakmış, suçlu arıyor. Ya, bu ne kazandırır? Daha da acısı, teknik adam olarak rüştünü ispat etmiş olan Bülent Uygun'un Fatih Terim havasında "Tek suçlu benim" demesidir. Terim'in tarzını tarz olarak seçmesine diyeceğim yok ama, "Tek suçlu benim" dedikten sonra, "Oyuncularım antrenmanda verdiklerimi maçta uygulayamıyorlar" gibi bir mantık hatasına düşmek gaflettir. Gelelim Sivasspor'un asıl sorununa. "Ben yaptım oldu" mantığı ile zamansız gençleştirme hareketi... Bilica, Balili ve Tum'u gönderip 10 yeni transfer yapmak, 8 yıl emek verilerek ortaya çıkarılan Sivasspor'u eritme sürecinin başlangıcıdır. Çözüm tektir, o da camiayı Uygun'un etrafında kenetleyecek güçlü bir sinerjidir. Eğer kırmızı-beyazlı camia bunu 4 Ağustos'a kadar başarabilirse, Anderlehct maçının rövanşı farklı olacaktır.