1461 Trabzon yenilgisi sonrası soruyorlar: "Derbiyi kim kazanır?" Cevabım; F.Bahçe. G.Saraylı dostların kaşı çatılıyor. Oysa futbolun gerçeklerini teraziye vuruyorum, ben. "Favori G.Saray. Plase ve sürpriz; F.Bahçe"yi gösteriyor. Üstelik; 1461 Trabzon maçını değerlendirme dışı tutuyorum. Veri mi? Alex sonrası F.Bahçe'nin kompakt gelişim istatistiği; 12 maç, sadece 2 mağlubiyet. Biri ligde Antalyaspor'a diğeri Avrupa'da M.Gladbach'a. ...ki, o "istisna" kadro bir Kocaman fantezisi ve istatistiğe girmez. > Hormonlu "s"por! Yıl, 1972. Yer, Kırıkkale... Nenehatun mahallesinde bir salonda toplanmış F.Bahçelisi, G.Saraylısı, Beşiktaşlısı, Trabzonsporlusu aynı sedirde bağdaş kurup, "sihirli kutu"da keyifle maç seyrederiyor. Espriler, şakalar, hicivler; rekabete tat veriyor. Ne kavga, ne gürültü... İnsanlar "3 korner 1 gol olur" diye umutlanırken bile saygıda kusur etmemeye özen gösteriyor. Muazzam bir kaynaşma. O küçücük salona sığan "dostluk" şimdilerde hormonlu "s"por sebebiyle koca stadlarda mumla aranıyor. Ne oldu bize? > Engelsiz (!) spor! Tüylerim diken diken... Spor, hayattır, medeniyet,barış, dostluk ve kardeşliktir... Fakat gel de anlat o virüs girmiş kafaya. O kafa, sadece "kazanmaya" programlanmış. Sporun temel prensibinin "Kazanmak değil katılmak" esasından bihaber, kaybetmeyi; "kabul edilemez" olarak görüyor. Söyleyin, bu spor mudur? Ürettiğimiz değere bakın. Deplasmana taraftar gönderemeyen, sportif mücadeleyi kavga ve gürültüden ibaret sayan spor ülkesi ne yazık ki, bu ülke. Sorarım size; böyle bir ülkeye kim olimpiyat verir? > Bir de Messi var! Güzellikleri unuttuk. Alman efsane Gerd Müller'in 85 gollü 40 yıllık rekorunu Arjantinli yıldız Lionel Messi 1 gol fazlasıyla tarihe gömdü. Tebrikler. Merakım şu, Türkiye böyle bir yıldızı nerede, ne zaman yetiştirip, dünyaya sunacak? > Hamza Yerlikaya çalışıyor! Güreşte Hamza Yerlikaya devri fiilen başladı. Milli takım antrenörleri belli oldu. Grekoromen: Hakkı Başar ve Muttalip Yerlikaya. Serbest: Yüksel Şanlı ve Adem Bereket. Bayanlar: Yılmaz Arslan ve Habil Kara'ya emanet. Hayırlı olsun. > Hasretiz! "Türkiye sporun 's'sinden habersiz" diye yazdım ya, zülfiyare dokunmuşum. Ne eleştiriler geldi, anlatamam. Tepkili okurlarıma, "Öfkeniz boşuna, ülkenin spor gerçeği bu" diyecek biri çıkar diye sabırla bekledim. Beşiktaş - G.Saray arasındaki olaylı basket maçında, Gençlik ve Spor Bakanımız Suat Kılıç hislerime tercüman olan şu manidar çıkışı yaptı: "Sporseverlikten ve insanlıktan nasibini almamış bir grubun fanatizmi, Türkiye'nin imajına zarar veriyor." O an, oğlunu suya gönderirken "testi kırılmasın" diye döven Nasrettin Hoca geldi, aklıma... Nur içinde yatsın. Diyeceğim şu; beni bir Bakan bey anladı o da geç anladı. Bakan Bey devam etti: "Türkiye'de sporun selametini, insanlıktan nasibini almamış azınlık gruba teslim etmeyeceğiz." Niyet harika ama yöntem muamma. Bakan dedi ki, "Şiddeti sona erdirecek kudrete sahibiz." Doğru... Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi'ne Dair Kanunlar film şeridi oldu: 5149, 6222 ve 6250... Yetmedi, ilavesi yolda; Kulüpler Yasası. Netice? Ahh!... Yara derin... Uygulama, ortada!.. "Muhtıra" niteliğindeki beylik söylemler ile olayların biteceği yok. Çünkü... Mesele, kültür (?) meselesi. o da kültür mantarı değil. Spor kültürüne hasret bu ülke.