Ersun Yanal'ın basın toplantısını izlerken, Aykut Kocaman'ı "F.Bahçe'nin yakasını bırak" diye topa tutanların kulağını çınlattım, bol bol. Görüntüyü ileri geri sardım; baktım ki fiilen "diken üstündeki adam"ı oynuyor, Ersun Hoca; öz güveni kaybolmuş, düşündüklerini dahi kelimelere dökemiyor. Yazık çok üzüldüm. Benim tanıdığım Ersun Hoca bu değil. F.Bahçe'de hocalık zor zanaattır! Ama ilk günden de yıkılmamalı insan. Allah, Hoca'nın da F.Bahçe'nin de yardımcısı olsun.
Empati!
Millet, 15 Temmuz'a kilitlendi, Ne önemi varsa... Bence, 19 Temmuz daha önemli.
Soru net: F.Bahçe ve Beşiktaş'ın davası ne olacak? UEFA, bu takımlarımızı kendi ligine ne zaman alacak?
Ne cevap verebilirim ki... Dava uzadıkça uzuyor; Tahkim'den ötesi CAS.
Daha ötesini ise düşünmek bile istemiyorum...
Beni şaşırtan, yöneticilerimizin birbirinin varlığından güç alacağına birbirine vurarak yol almaya çalışıyor olmaları.
Böyle yol mu alınır?
Maalesef; empatiyi unuttuk, kendi kendimize yabancılaştık; eş, dost, arkadaş, rakip tanımaz olduk.
Özetle, tadı kaçtı, sporun.
Artık ne yazmak geliyor içimden ne de bu konuları anlatmak.
Şu hale bakın; 3 Temmuz 2011'den beri onca hukukçu ıcığını-cıcığını çıkardı davanın ama hâlâ dosya ak mı, kara mı netleştirilemedi.
Bu nasıl bir girdaptır, böyle?
Sonunda konuyu "Biz çözemedik, UEFA sen çöz" noktasına getirdik. Yazık!
Bilen biri söylesin ne oluyor?
İnanın, belirsizlik, bu oyun adına ayıptır, yazıktır, günahtır.
Lütfen biraz uzlaşı, biraz empati ve biraz da objektif olmayı esirgemeyin futbolumuzdan.
MIHLAMA
"Yıldızlara dokunamazsınız karanlık
gecelerde onlar size yol gösterir."
Ahmet Şerif İzgören
Demirören duruşu!
Biliyorum, Öcal Uluç Ağabeyimin hoşuna gitmeyecek ama ben yine de inandığımı yazayım.
Seversiniz sevmezsiniz ama kulüp başkanlığı sırasında "yabancı" konusunda iflas etmiş olan TFF Başkanı Yıldırım Demirören ilk defa esaslı bir duruş gösterdi. Helal olsun.
Neydi o "Yabancı kontenjanı açıklandığı şekilde, 6-0-4 olarak uygulanacak."
Serbest piyasa ekonomisi ve Avrupa'da ülkemizi temsil edecek kulüpler açısından kabul edilebilir karar değil, bu.
Ancak? Prensip diye de bir şey var.
TFF, konu karara bağlanmadan önce Kulüpler Birliği ile istişare etmiş mi, etmiş. Birlikte, 6-0-4 için uzlaşmışlar mı, uzlaşmışlar.
O halde, bu itiraz da neyin nesi?
O gün, "Elimizde bir yığın oyuncu var, aşamalı geçiş olsun" diye neden kimse görüş bildirmedi? Özellikle de G.Saraylı yöneticileri anlamak da güç, anlatmak da.
Yanlış anlamayın!
TFF'nin kararını savunuyor değilim, serbestlikten yanayım; kısıtlamalarla başarının geleceğine inanmıyorum. Aksine, "Başarılı olan, başarısız olanı yedeğe düşürür" görüşünü savundum, daima...
Ayrıca, Hagi, Drogba ve Alex gibi kaliteli yabancıların ülke futboluna ciddi katkı sağlayacaklarına inanan biriyim.
Kaliteli oyuncuya kim itiraz eder?
O tür yıldızların sayısı ne kadar artarsa o ligin değeri de, seyir keyfi de o ölçüde yükselir.
Buna, ne futbolu yöneten irade ne de aklıselim biri karşı çıkar. Ama çıkıyor işte... Niçin?
Kulüpler tercihlerini kaliteli yabancıdan yana yapamadığı için.
İtirazım buna; kulübün parasını hoyratça savuranlara.
İtirazım, "Yabancı uygulaması nasıl olmalı?" diye futbolun en güçlü taban birliğine danışıldığı gün, "Nasılsa yarın değiştiririz" diye o gün suspus olanların infialine.
İtirazım, her konuyu nalıncı keseri gibi kendine yontan kulüplerin TFF'yi tahterevalli yerine koymalarına.