Dur!.. Bir dakika Aziz Bey!

A -
A +

Yeter!.. Birdi, bin oldu, F.Bahçe'nin başına açılan dertler... Biliyorum, heykeller dikilir de, sökülür de... Ama; hangi mizan verir; hesabı? Kırk küsur milyondu 1998'de borç; 14 yılda ne oldu, bak? Katmerlendi, 10 kat büyüdü. Envanter mi; afra ve tafra ile yıllardır geri kalmamak için her yolu denediğin tarihi yarışta tarihi rakibin G.Saray, Avrupa'da kupa üstüne (UEFA ve Süper) kupa kaldırırken, F.Bahçe ne kazandı, uyan da bir bak! Sevgisiz, ot bile büyümezmiş; ama sarı-lacivertli camia nifak tohumları arasında sevgiye kaldı hasret! Söyleyin... Bu yapıda nasıl gelir başarı? Şu işe bakın; dev gibi değerler; öğütülüp, un ufak edilmiş, büyük bir acımasızlık içinde... İlk değil Alex; Anelkalar, Ortegalar, Carloslar ve daha niceleri... Hadi onlar "işci" anlarım; ya seçilmişlere ne derim? Saymayı unuttum, 79'du en son; Atilla Kıyat paşam mı, Hakan Bilal Kutlualp mi, yoksa Saadettin Saran ve onun gibi F.Bahçe'yi canından çok seven onlarca yönetici mi, hepsi limon gibi sıkılıp, atıldı bir kenara... O insanların sayısı yüze yaklaştı, lakin o değirmen bir an olsun, "Bu insanların yüzüne nasıl bakarım?" diye düşünmedi hiç. Söyleyin, F.Bahçe Başkanı'na sunulan karşılıksız sevgiyi; "İpotek" edilmiş "güç sanıp" yanlış üstüne yanlış yapmak; "Ne kazandırır?", camiaya? Dur... Bir dakika Aziz Bey... Yeter artık; koca bir camianın Kocaman bir polemikle yıpratıldığı yeter de artar... >> Öfke kontrolü! Öfke, kalbi felç edermiş! Tabii, o kafada kalp varsa ve o kalp, şayet "kalp" değilse. Diyorum ki, "yıkmadan" önce, "yapmayı" az bir düşünselerdi, "Git" demeden önce, gidilecek yolun ne kadar meşakkatli olduğunu çok önceden görürlerdi de, "güç bende" diye haykırdıkları sevgi selini, "hasma kaptırılan silah" misali duygu seline dönüştürüp, Okyanus'u aştıktan sonra Kurbagalıdere'de boğulmazlardı. Az bir düşünselerdi, "Vefa"nın "Küçük" bir oy farkıyla kazanılan "büyük bir zafer" olmadığını o gün anlar ve "Bu kulüpte 'Vefayı alt ettik'", diye sevinç gösterileri yapmazlardı. Az bir düşünselerdi, "nezaket" ve "zarafet"in ne büyük değer olduğunu bilir ve kimseyi incitmezlerdi. >> Alex! Milyonlarca futbolcudan sadece biriydi, Alex... Onu yetenekleri büyütmedi, nice büyük yeteneklerin açmadan solduğu bir dünyada o; "Adam gibi adam" görüntüsü verdi. Örnek bir aile babası... Örnek bir kaptan. Örnek bir insan olarak... ..Ve; heykeli dikilirken bile, "Ben, bunu hak edecek ne yaptım ki?.." diye takdiri sorgulayan bir tevazu içinde büyüdü, hiçbir futbolcunun yükselemeyeceği kadar yükseldi, yıldızlaştı, arı, saf insanların düş dünyasında Alex. Kim bilir; belki de o yükseliş, "kıskançlık" diye Yıldırım gibi düştü de twitter'a "paramparça oldu" derken; tam "bitti", denilen yerde o şeytansı zeka ile yeniden yeşerdi sevgi haleleriyle... "I love you Alex!" Halbuki; futbolda dün yoktur, olsaydı Peleler, Maradonalar, Puşkaşlar, Zidanelar hâlâ sahnede olurdu? Diyeceğim şu, lütfen "daha fazla oynama duygularımla" artık, "güle güle git" Alex! >> Şifa! Ademe az söyleyip, çok düşünmektir mahz-ı şifa... Lakin?.. Anlamaz da az düşünür, çok söylemekten olur başına emraz-ı bela! >> Kim kazanır? Soruyorlar; "Derbiyi hangisi kazanır; F.Bahçe mi, Beşiktaş mı?" Ne önemi var? Sorulması gereken bu mu yoksa UEFA ve FIFA'ya anlatamayacağımız "derin" yaralar mı? >> TEŞEKKÜR! Öcal Uluç ağabeyime; şükranlarımı sunuyorum. Geçen hafta; "F.Bahçe'yi ne kurtarır?" başlığıyla kaleme aldığım ve "... yoksa?..." diye okuyucunun hayal gücüne bıraktığım bölüme tecrübesiyle getirdiği muhteşem yorum için. Teşekkürler Öcal Ağabey.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.