Çok sevdiğim bir fıkrayı burada spor medyası için anlatmak istiyorum... Ressamın biri harika bir tablo yapmış... Tabloyu beğeneceğini umduğu bir üstada gidip, "Efendim nasıl buldunuz?" diye sormuş. Üstad, "Tablonun ne kadar güzel olduğunu gerçekten öğrenmek istiyor musun?" diye sormuş. Genç ressam sonuçtan emin, "Pek tabii" demiş. Üstad, "O halde, tabloyu sokağın başındaki panoya as... Yanına da bir kalem koy ve yoldan geçenlere 'Gördüğünüz hataları işaretleyin' diye yaz. Ertesi sabah git, tabloya bak ve sonucu kendi gözünle gör" demiş. Genç ressam üstadın dediklerini yapmış. Ertesi sabah heyecanla tabloyu asttığı panoya gitmiş... Ne görsün? Tablo çarpı işaretlerinden geçilmiyor! "Eyvah!..." demiş genç ressam "Yaptığım tablo bu kadar kötü değildi... Bu haksızlık" diye söylenerek, üzüntülü bir halde eve dönerken yolda üstadla karşılaşmış... Üstad, onlarca kez tecrübe ettiği sonucu önceden bilmenin rahatlığı içinde sormuş, "Ne oldu?" Genç ressam, "Şey" demiş, "Sonuç berbat!.. Artık resim yapmayacağım!" Üstad, "Olmaz öyle şey" demiş, "Senin tablo harikaydı..." "Ama nasıl olur, harikaysa bu kadar çarpı niye?" diye itiraz etmiş, genç ressam... Üstad, "Git tabloyu yeniden yap... Sonra aynı panoya as... Ama bu defa yanına kalem yerine, tual, boya ve fırça koyup, şu yazıyı yaz... Bundan daha iyisini yapabiliyorsanız, lütfen yapın, de... Ertesi gün de git, tabloya bak. Genç ressam, üstadın dediklerini uygalamış... Ertesi gün gitmiş, tablo, tual, boya ve fırça yerinde duruyor ama değişen hiçbir şey yok. Bir hafta sonra gitmiş, yine değişen bir şey yok... Bir ay sonra, sonuç yine aynı... Pek mutlu olmuş, üstada gelip sormuş... "Efendim ben anlayamadım... İlk tabloyu berbat eden insanlar, ikincisinde neden hiçbir değişiklik yapmadılar?" Üstad gülmüş ve demiş ki, "Dünyanın en kolay işi eleştirmek! Ama dünyanın en zor işi kendini o işten sorumlu hissetmek... Sen, ilkinde insanlara eleştirme hakkını verdin, ikincisinde ise sorumluluğu verdin. Kolay olanı herkes çekinmeden yaptı. Ama zor olana kimse yanaşmadı. Olay bu kadar basit" demiş. Çifte kavrulmuş lokum tadında Şimdi gelelim sadede... Haftalardır, "Takım içindeki rekabeti canlı tutacak değişiklikler şart oldu!" diye ısrarla yazıp, eleştirmemize rağmen klasik kadrodan hiç vazgeçmedi Christoph Daum. Burada iddia ediyorum... Kayserispor yenilgisi dahil son haftalardaki puan kayıplarını da Daum'un bu inadı yüzünden yaşadı F.Bahçe. Ama son kupa maçı her şeyi değiştirdi... Türkiye Kupası'ndaki F.Bahçe - G.Saray derbisi, Barcelona - Chelsea kalitesinde bir maç oldu. Alex'in son dakika golüyle kazanan F.Bahçe'nin hocasına, bizim medyanın büyük bölümü yine "Dahi" yakıştırması yaptı. Oysa Daum zorunlu olanı yaptı. Hemen belirtelim... F.Bahçe'de teknik direktör olmak giyotinin ucunda dans etmek gibidir. Yanlış bir hareketin faturası çok ağır olur... Asla hoşgörülmez. Özetle, bir teknik adamın F.Bahçe'de radikal değişiklikler yapma lüksü yoktur. Nitekim o lükse başvuran Guus Hiddink'ten İviç'e, Otto Bariç'ten Joachim Löw'e Rıdvan Dilmen'den Mustafa Denizli'ye bir çok teknik adam hayal kırıklıklarıyla ayrılmıştır, F.Bahçe'den. Ama Christoph Daum başka... O, F.Bahçe'nin bu özelliğini gayet iyi bilen tilki olduğu için Beşiktaş'ta Tigana'nın, G.Saray'da Gerets'in ve Trabzonspor'da Vahid Halilhodziç'in aldığı risklerin hiçbirine teşebbüs dahi etmedi. Hem de felaket "geliyorum!" diye çığlık atmasına rağmen, etmedi. Ne zaman ki, 2-2'lik Beşiktaş beraberliğinin ardından Kayserispor yenilgisi geldi, işte o zaman "zorunlu harekete" giyotinin ucundaki bir balet gibi baş vurdu, Daum... Cezalı olan Serkan'ın yerine Önder'i çekti... Stopere de yedekte pas tutan Servet'i koydu... Bitmedi bir gedikli yedeğe daha forma verdi... Bu, haftalardır hep, "Bu orta sahanın direnci yok! Ya Selçuk ya da Deniz, Appiah ile Aurelio'nun yanında oynamalı" diye yazdığımız gibi o da Deniz'e şans verdi. Sonuç mu, F.Bahçe: 2, G.Saray: 1... Yani, çifte kavrulmuş lokum tadında... Hem zafer, hem moral hem de "Alternatifim oyuncum yok!" diyen Daum'a "Al işte sana alternatif oyuncu!" deme fırsatı. Affet Orhan, affedersin Tolga Tolga'yı bir maçta asan medya adına özür diliyorum... Trabzonspor'u yöneten bir önceki umutsuz yönetim adına özür diliyorum... Evet... Sevgili Orhan Çıkrıkçı, inandığı, güvendiği, "Gelecekte büyük kaleci olacak" dediği Tolga'yı bu sezon ligin 8. haftasında G.Saray maçında sahneye sürmüştü. Sonuç malum... Tolga'nın koruduğu kale kalbur gibi oldu... Orhan Çıkrıkçı feda edildi, Tolga da çürük elma gibi bir kenara atıldı. O gün bir Allah'ın kulu da çıkıp, "Burada haksızlık var" diye yazıp, söylemedi. Ama, "Altın yere düşmekle değerinden sakıt olmaz" diye bir söz var. Tolga, o sağlam karakteriyle, çalışmaya devam etti... Orhan Çıkrıkçı gibi kalitesini anlayacak bir futbol adamının Trabzon'a gelmesini bekledi... Nitekim o da oldu... Vahid Halilhodziç'le birlikte Tolga'da ortaya çıktı, Trabzonspor'da... Şimdi, önümüzde bir G.Saray maçı var... ..Ve, kuvvetle muhtemeldir ki, Trabzonspor'un kalesinde yine o "çürük elma" gibi bir kenara atılan Tolga olacak!.. Ama bu defa o Tolga, daha tecrübe kazanmış bir kaleci olarak kalesini koruyacak. Sonuç mu, eminim harika olacak!..