Eller Brezilya'ya biz kaldık yaya

A -
A +
Gözler çeşme oldu, ağlıyoruz gülünecek halimize. Peki, niye hep bize bu hazin son? O farkı da Frank Rijkaard'tan sonra Luis Van Gaal dört kelime ile haykırdı suratımıza; "Kültür, kapasite, kalite ve güç". Düşünün Türkiye'ye tarihinde ilk defa Dünya üçüncülüğü kazandıran Şenol Güneş'i, 2002'de Avrupa'da çeyrek final oynatan Mustafa Denizli'yi, maça davet etme nezaketini gösteremeyen o kafa ile nasıl bir arpa boyu yol alınır?
Öyle ki; o Şenol Güneş takım olma ve ekip bütünlüğüne inanmış biriydi. Dünya üçüncülüğü sonrası, "Benim niye madalyam yok?" diyen takımın malzemecisi Cengiz'e kendi madalyasını verecek asaleti gösteren asaletli bir adam.
Ama bizim TFF böyle asaletli bir adamı maça davet etme nezaketini bile gösteremedi. Yazık...
Söyleyin böyle bir ortamda, "Kaşıkçı Elması" üretmek mümkün mü?
Aslında, yıllardır tekrarlanan "yap boz oyna" kısır döngüsündeki sorun; bozuk plak gibi hep aynı şarkıyı söylüyor olmamız, "Bir varsın, bir yoksun. O halde sil baştan."
1996'da ilk Avrupa Şampiyonası'na gitme hakkı kazanıyor, 1998 Fransa Dünya Kupası'nı kaçırıyorsunuz. 2000'de Avrupa'da çeyrek final oynuyor, 2002'de Dünya üçüncüsü oluyor ama 2004'te seyirci kalıyorsunuz. 2008'de yine ilk defa Avrupa üçüncüsü oluyor, 2010 Dünya Kupası, 2012 Avrupa ve 2014 Dünya Kupası'nın seyircisi oluyoruz.
Oysa bu ülke futboluna "eşik atlatan" sistemli çalışma dönemini tarihinde ilk defa Avrupa Şampiyonası finallerine gittiği süreçte başlatmıştı. Fakat, "Her yiğidin yoğurt yeme tarzı farklıdır" anlayışındaki gibi bizdeki sistemler her gelen yönetimle "yap, boz, oyna"ya döndü. Hâl böyle olunca, başarılar saman alevi gibi parlayıp sönüyor, "Sürdürülebilir başarı"yı ise bir türlü yakalayamıyoruz....

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.